BİR TASARIM LABORATUVARI TASARLAMAK

OKULLAR OKULU   28.09.2018

Bir laboratuvara sahip olmak artık yalnızca bilim insanlarına veya mühendislere özgü bir ayrıcalık değil; tasarım, sanat ve beşeri bilimlerin de ayrılmaz bir parçası. Bu nedenle, "Günümüzde neredeyse her yerde karşımıza çıkan laboratuvarlar ne için var?" diye sormak gerekiyor.

Bilimsel çalışmalarda kullanılan deney kitleri ve bir laboratuvarın neye benzediğini gördüğümüz sinematik temsiller geride kaldı; artık zihinlerimizde farklı laboratuvar manzaraları canlanıyor. İstanbul'a ve diğer şehirlere şöyle bir göz atmak bile çeşitli laboratuvar türleri görmek için yeterli: kahve laboratuvarları, kreatif laboratuvarlar, tasarım laboratuvarları ve diğerleri... Günümüzde bir laboratuvar çalışanının Güzel Sanatlar mezunu olması oldukça muhtemel, tabii terimin mecazi kullanımının da bu abartılı artışta bir payı var.   

Sebebi ne olursa olsun, Barry Katz'in konu üzerine yaptığı araştırmadan da anlaşılabileceği üzere laboratuvar ortamı, nispeten köklü bir kültürel tarihe sahip Silikon Vadisi tasarımlarının etkisiyle tasarım topluluğu için değişmez bir dayanak noktası haline geldi, ayrıca sanat ve teknoloji jargonu içinde sağlam bir yer edindi. Günümüz kreatif kültüründe laboratuvar teriminin sezgisel bir yaygınlığı var gibi görünüyor çünkü yaratıcılık ve teknoloji çok yakın ilişki içinde. Terimin farklı kullanımlara müsait olacak kadar muğlak, yine de çarpıcı bir etkiye sahip olması bu ilişkinin altyapısını tesis ediyor.

Pazarlama jargonu ya da kreatif endüstri trendleri bir yana, bu laboratuvar akımının keşfedilmeyi bekleyen pek çok yanı var. The Canadian Centre for Architecture yakın zamanda konuyla ilgili kendi görüşlerini açıkladı: Küratörlüğünü Evangelos Kotsioris'in üstlendiği Laboratuvar Kültürü adlı bir sergi; araçların, görselleştirme yöntemlerinin ve diğer teknik ve teknolojilerin stüdyonun bir uzantısı olarak "laboratuvar" ile özdeşleşen mimari pratiğe nasıl dahil olduğunu gözler önüne serdi. Stüdyonun ne de olsa teknik bir mekan olduğu öne sürülebilir ama 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana yaratıcılığın bu tekno-bilimsel altyapısını adlandırırken "laboratuvar" terimini tercih etmek, daha modern bir tavır olageldi.

Fakat ortaklaşa ve disiplinlerarası çalışmaya dair çok tartışılan sorulara cevap olmak şöyle dursun, "laboratuvar" terimi bir o kadar yeni soruyu beraberinde getiriyor. "Laboratuvar" teriminin kullanımı gittikçe daha keyfi bir hale geledursun, bu terimde endüstriyel laboratuvarlardan -veya Thomas Edison ve Nikola Tesla'dan bu yana süregelen icatlardan- kalan mirasın izlerini görmek mümkünse hangi açılardan mümkün? Endüstriden taban örgütlenmelerine kadar söz konusu terim, herkesin üzerine düşen görevi yaptığı bir yaklaşımı anlatır oldu. Zanaata olan yönelimin -veya hem kreatif endüstrinin modern markalar tarafından ele geçirilmesinin hem de İstanbul'a özgü zanaat iş ve faaliyetlerinin köklü mirasına da sıkı sıkıya bağlı olma ihtiyacının- belirgin bir göstergesi haline geldi.

Bu bağlamda biz de, 4. İstanbul Tasarım Bienali için hazırladığımız proje kapsamında bir laboratuvar hazırladık. Ama Okullar Okulu ana temasının bir yankısı olan bu "laboratuvarlar laboratuvarı", hem eleştirel tasarım ve üretime göz kırpan hem de bu unsurları kültürün "laboratuvarlaştırılmasının" ardında yatan sebepleri anlamak için bir araç olarak kullanan bir oluşum.

Laboratuvarlardan anlamak için laboratuvar kurmak gerekir. Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü'ne bağlı yeni Medya Arkeolojisi Laboratuvarı'nın da yardımıyla, eleştirel tasarım ve üretimin bir parçası olarak İstanbul'un altyapısını ve buluntu nesnelerini araştırırken bir yandan da bu fırsatı üretimden eleştirel kurama tasarım eğitiminin çeşitlerini tartışıp düşünmek için değerlendiriyoruz. Bu laboratuvar bizim için, laboratuvarın varlığının hangi tür materyaller, uzmanlıklar, sosyal ilişkiler ve işbirliği çeşitleri açısından kolaylık sağladığını ve hangi konuların daha az tartışıldığını öğrenebilmenin bir aracı haline geliyor. Türkiye'ye dair belli başlı yerel koşullar ve tartışmalar, aksi halde anlaşılması güç gibi görünebilecek laboratuvar terminolojisini nasıl etkiliyor ve biz bu fırsatı, özellikle günümüzde ilham verici, karmaşık ve son derece önemli olduğunu düşündüğümüz tasarım eğitimi çeşitleriyle yakından bağ kurmak adına nasıl değerlendirebiliriz?     

Jussi Parikka

*Jussi Parikka, Southampton Üniversitesi’ne bağlı Winchester Sanat Okulu’nda Teknolojik Kültür ve Estetik alanında dersler veren bir profesör. Finlandiya doğumlu olan medya teorisyeni, Medya ve Teknoloji Arkeolojisi araştırma grubunun yöneticisi. Ayrıca, Türkçeye Medya Arkeolojisi Nedir? (2017, Koç Üniversitesi Yayınları) adıyla çevrilen kitabı da dahil olmak üzere pek çok kitabın yazarı.

4. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında Jussi Parikka, Jamie Allen, Ege Berensel, Ebru Kurbak, Simge Hough ve Bilkent Üniversitesi Medya Arkeoloji Laboratuvarı'ndan Andreas Treske'nin "İlgi Nesneleri: Kontrol Nesneleri" atölye çalışması, 19 Ekim Cuma günü 10:00 - 19:00 saatleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat - Loca'da gerçekleşecek.

 

 

 



Sayfanın Başına Dön