Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon
Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon

Kuzey Ege’de Taş Ev Mimarisi ve Restorasyon

KONUK YAZAR   20.07.2020

Kuzey Ege’de taş ev mimarisi ile ilgili çalışma alanına girişimiz Bozcaada’da kendi evimizin tadilat süreciyle başladı ve orada bir ofisimizin olmasının ardından farklı işlevlere sahip yapıları tasarlama fırsatı bulduk. Bozcaada’da merkez dışında tasarladığımız taş evler ağırlıklı olarak yığma  sistemde üretilen “bağ evi” olarak tanımlanan yapılar olup merkezdeki yapılar tek ya da iki katlı şekilde restore edilen ya da mevcut imar durumu ile planlanan yapılardır.

Bozcaada bağ evleri geçmişte Rumların merkezdeki evlerinden çıkıp bağ ve bahçe işleriyle ilgilenirken uzun mesafeler sebebiyle konakladıkları “dam” ya da “kule” denilen evlerdi. Merkezdeki evleri yazlık, merkez dışındaki evleri kışlık ev olarak adlandırırlardı. Damlar tek katlı olup içinde ocağı olan bir odadan oluşurdu. Dışarıdan ayrı bir girişle girilen yiyecek, içecek depolama alanı ya da hayvanlar için ayrılmış bölümleri bulunurdu.  Bu yapıların iki katlı versiyonlarına “kule” ismi verilirdi. Günümüzde bu geleneğin dönüşmüş hali “bağ evi” olarak değerlendirilen yazlık konut yapılarını taş ya da sıvalı cepheli olarak tasarlamaktayız. Ada merkezi Rum ve Türk Mahallesi olarak ikiye ayrılmakta olup buradaki yapılar genelde iki katlı ve bitişik nizam olarak planlanmıştır. Mevcutta bulunan tarihi yapıların çoğu 1874 yılındaki Bozcaada yangınından sonra yapılmıştır. Merkezdeki yapılarda Rum mahallesinde taş ve tuğla karma sistemli, cumbalı kat silmeleri ile çatı silmeleri bulunan bir düzen bulunur. Türk mahallesindeki yapıların cephelerinde ahşap kaplama cumbalar dikkat çekmektedir.

Bozcaada’da 2009 yılında çalışmaya başladığımızda adada karşılaştığımız hakim tarz rustikti. O dönemde sade tasarımlar ve renkler kullanıp daha ferah etkili mekanlar yaratmak istedik. Hedeflediğimiz bu tarz geçmişte yeni ve özgün olarak algılanırken bugün Bozcaada’da daha modern ve sade çizgilerde tasarımlar ön plana çıkmaktadır.

ARISTIDIS PASSADEOS’UN İZİNDEN

Gökçeada’ya geliş serüvenimiz Tepeköy’deki Rum İlkokulu’nun restorasyon projesini üstlenmemiz süreciyle başladı. Gökçeada’ya ilk vardığımızda limanda bizi karşılayan dağlık ve tepelik coğrafya ilk bakışta ardında çeşitlilik sahibi bir doğal yapı olduğunu saklıyordu. Okulun bulunduğu Tepeköy’e uzunca virajlı yolların ardından vardığımızda çalışacağımız okulu görecek olmanın sabırsızlığından ya da zahmetli yollarından sebeple  “uzaklık” hissi gelse de çalışmalara başladığımızda keyifli bir yolculuğa dönüştü.

Okulun  mimari projesinin  dönemin ünlü mimarı Aristidis Passadeos tarafından çizildiği bilinmektedir.  İstanbul, Heybeliada'da doğan Passadeos,  Zağrafyon Lisesi'nden sonra gittiği Güzel Sanatlar Akademisi (bugün MSGSÜ) 1936'da bitirmiş, iki yıl Akademi'de asistanlık yaptıktan sonra serbest mimar olarak çalışmaya başlamıştır. 1954 yılında imece usulüyle inşa edilen okul,  çocuklarını okula göndermek isteyen ailelerin birebir emekleriyle gerçekleşmiştir. Bu sebepten Passadeos’un hassas çizimlerinin köydeki ustaların aynı derecede dikkatle uygulanmış, gerek yapım kalitesi, gerekse detaylarında dikkati çeken bir özen yer almaktadır. 1954 yılında açılan okul, 1965 yılında Türkçe eğitime geçti.  Yan parselinde bulunan Anaokulu amacıyla tasarlanan yapı 1964 yılında tamamlandı ancak o dönemde açılışı yapılamayarak 2014 yılına kadar kapalı kaldı. İlkokul yapısının 2014 yılında Rölöve Restitüsyon ve Restorasyon projelerini tamamladık ve yapı 2. Grup Sivil Mimarlık Örneği Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tescil edildi. Restorasyon çalışmalarına başlamamızın ardından 2015 yılında çalışmalar tamamlanarak eğitime “Özel Gökçeada Rum Ortaokulu ve Lisesi” olarak açıldı.  Bu proje bizim ada ve Tepeköy’le ilk ve önemli bağımızı oluşturdu.

Özel Gökçeada Rum Ortaokulu ve Lisesi projemizin restorasyonunda okuldan yetişenlerle iletişimde olma şansımız olduğundan yapıldığı tarihteki tasarımıyla uyumlu bir çalışma yaratmayı hedefleyen görüşmeler yaptık; amacımız binanın ilk halini bilenlerin yabancı hissetmeyeceği bir tasarım yaratmaktı. Mezunların yıllar sonra binaya ilk girişinde yaşadığı heyecanı yansıtan tepkiler gözümüzün önündedir, 51 yıl metruk kaldıktan sonra tekrar açılan okulun koridorlarında yeniden yürüyebilmenin mutluluğunu yaşadılar. Okulun mezunlarına olduğu kadar  yapıyı yeniden hayata kazandırırken okulun mimarı Aristidis Passadeos’a karşı sorumlu hissettik. Hayattayken tanıma fırsatımız olamasa da  hem okul hem ada ile olan bağımızı oluştururken mimarla  manevi bağ kurduk. Passadeos da bizim gibi İstanbul’da mimarlık eğitimi almış ve çeşitli yerlerdeki projelerle birlikte Gökçeada’da mimarlık yapmaktaydı. 1974’te Atina’da basılan “I Laiki Arxitektoniki Tis Imvrou”,  “İmroz’un Halk  Mimarisi” olarak çevrilebilecek kitabı farklı köylerdeki konut yapıları, plan tipolojileri, malzeme detaylarını, el çizimlerini içeren değerli bir kaynak kitap yazmıştır. Günümüzde özellikle yıkık, harap haldeki yapıları okumak ve anlamak için Passadeos’un kitabı önemli bir kaynaktır.

Gökçeada vernaküler konut mimarisi, coğrafya koşulları ve işleve bağlı gelişmiştir. Yığma taş sistemde yapılan köy evleri iki katlı ise alt katlar depo ve ambar üst katlar yaşam alanlarıydı. Merdivenler çoğunlukla dışarda olup tuvalet için arsanın başka bir köşesinde bir yapı bulunmaktaydı. Günümüzde banyonun evlerin içinde çözülme ihtiyacı ve genelde yaz –kış yaşanan bir evde merdivenin içeride bulunması ihtiyacından dolayı bu işlevler iç mekanda tercih ediliyor. Günümüzde ayakta olan yapıların en eskileri 20.yy başlarında yapılmıştır. Hava koşulları ve insanların evlerinden ayrılıp evlerin boş kalması sebebiyle yapılarda bozulma ve haraplaşma olabiliyor. Bozcaada ve Gökçeada’da merkezdeki yapılardan bazıları neoklasik etkiler taşıyabiliyor ancak geneli sivil köy mimarisi tarzında yapılmış evlerden oluşuyor. Gökçeada köy evi konut mimarisi ile ilgili projeler Anıtlar Kurulu’nda değerlendirildiğinden köy mimarisini oluşturan yapıların devamlılığı koruma altında bulunuyor. Yığma yapı teknolojisinin geniş açıklıklara imkan vermemesi ve yapı tipolojisinin korunması amacıyla günümüz ihtiyaçlarına cevap veren ancak eski dokusuna saygılı yapılar tasarlamayı hedefliyoruz. Bu yolculukta ev sahipleri, edindikleri yapının potansiyellerini görüyor ve onu olduğu gibi severek başlıyorlar. Yapıda özgün detaylar, korunup değerlendirilebilecek eşyalar varsa mutlaka tamirlerini yapıp değerlendiriyor, hem evin eski sahiplerinden bir hatıra, hem de evin eski yapısını anımsatan öğeler olarak koruyoruz. Yapının özgün detayları devamlılığını sağlamak için kıymetli bir özellik taşıyor. Köy evlerinde mevcut sınırlar korunduğundan ve taş yapı yapma zorunluluğu olduğundan dolayı şehirde yaşayan insanın geniş, rahat ev konforundan farklı olabiliyor ancak ada ve köy şartları değerlendirildiğinde yeni ev sahipleri bu durumu benimseyip severek evi proje sürecine katılıyor.  Bademli Köy’de gerçekleştirdiğimiz projelerden birinde parsel içerisinde bulunan yapılardan biri yarı yıkılmış halde, diğeri ise ayaktaydı. Ev ve dam olarak adlandırdığımız ayakta olan ev yapısının plan şemasında ortadan giriş ve karşısında merdiven ile sağ ve solunda iki oda bulunmaktaydı. Üst katta ise aynı şema devam ediyordu. Yeni yaptığımız tasarımda cephedeki tüm pencere ve kapıların konumu ve ebatlarını koruyarak yeni bir iç planlama ile girişin karşısında merdiven ve arkasında tuvalet ve servis alanları yarattık.

Adada eski binaların restorasyonu kadar  imarlı arsalar üzerinde de  çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu yapılar baştan tasarlandığından mevcut imar durumunun elverdiği kriterler doğrultusunda ve kullanıcının isteklerine göre şekilleniyor. Yeni bina tasarımında da Kuzey Ege Mimarisi’nin malzeme ve oran özelliklerini kullanmaya dikkat ediyoruz, oluşturduğumuz tasarımın coğrafyasıyla uyumlu olması bizler için önem taşıyor.

Kuzey Ege’de, özellikle adalarda çalışmalar gerçekleştirmek malzeme tedariki ve incelikli işlerin uygulaması açısından ana kara ve büyük şehirlere göre daha zahmetli ancak coğrafya ve yapılar bu zahmete değiyor. Yaptığımız projeler ya da dokunuşlarla bu yapılara katkı doku sunup doku içerisinde devamlılıklarını sağlamak bize mutluluk veriyor. Taş yapılarda proje alanları kentsel yapı içinde kısıtlı olsa da küçük alanlarda tasarım , mekanı uygun değerlendirmek adına daha incelikli düşünce ve detaylar gerektiriyor. Bu durum mimar olarak bizleri daha bütüncül ve detaycı düşünme yolunda ilerletiyor. Eski yapıları okurken ise tasarımdaki her ögenin, pencere ve kapı konumunun, ölçülerinin bir sebebi olduğunu düşünüyor ve o sebebin izinden giderek kendi dilimizi oluşturuyoruz. Ege’de ve farklı coğrafyalarda projeler hayata geçirmek metruk yapıları yaşanır hale getirmek ve dokuya uygun yeni yapılarla coğrafyaya katkı sunabilmek anlamında mutluluk verici oluyor.

Defne Sözbir / Mimar (Dafni Mimarlık)

#taş ev #restorasyon #mimari #Bozcaada #Kuzey Ege #bağ evi


Sayfanın Başına Dön