ÖĞRENCİLERE İYİ GELME HALİ

KONUKLAR   14.10.2019

İzmir'in Dikili ilçesinin 25 köyünden biri olan Yahşibey'de, Emre Senan ve Ayşegül İzer tarafından kurulan Emre Senan Tasarım Vakfı'nın (ESTV) hayata geçirdiği, 'evrensel tasarım kültürü birikimine alçakgönüllü bir katkı için girişim' olarak tanımlanan ve o günden beri tasarım, mimari ve ilişkide olduğu alanlardan yüzlerce atölye yürütücüsünü ve öğrenciyi ağırlayan Yahşibey Tasarım Çalışmaları, bu alanlarda üretim yapanların yakından tanıdığı bir inisiyatif. İlk günden bu yana tasarım çalışmalarının içinde yer alan ve mekanın mimarı olan Nevzat Sayın, Yahşibey'de yapmaya çalıştıklarını, 'okullarda okutulmayanların, 15 günlük bir sürede en azından fark ettirilmesini sağlamak' olarak özetliyor. Yapılan şey, atölye çalışması süresince 'öğrencileri o coğrafyanın içine çağırmak ve orada karşılaştıkları şeyler üzerine konuşmak'. 

Sayın'dan dinlediğimiz üzere bu sürecin temelinde; 'zanaatkarlık, gelenek, geçmiş, kırsal kesimin mimarlığı diye bir şeyden söz edilebilir mi, geleneğin ara sıra moda olan mı yoksa hep olan bir şey mi olduğu, bugünkü dünyaya oradan taşınıp bir şeyler olup olmadığı, küçük şeylerin teknolojisi olur mu, basitlik aslında kullanışlılık mıdır' gibi tartışma konuları yer alıyor. Özellikle mimarlık kapsamındaki atölyelerde konu, yine Sayın'ın ifadesiyle, 'kırsal kesimin meselesi olan şeyleri, biraz mimari dile tercüme ederek mimarlık öğrencilerinin bununla karşılaşmasını sağlamak'. 

Yahşibey her yıl olduğu gibi 2019 yazında da bir hayli keyifli ve verimli bir atölye sezonu geçirdi. Geride bıraktığımız atölye programlarından 'YahsibeyWorkshops 44', 15-30 Temmuz tarihlerinde Nevzat Sayın, Herkes için Mimarlık ve Bütün Çocuklar Bizim Derneği ile birlikte, mimarlık öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşti. Aylar önce yayınlanan çağrı metninde duyurulduğu üzere atölyenin odağında, 'Büyükşehir Yasası' ile birlikte ortaya çıkan 'taşımalı eğitim' anlayışı sonucu işlevlerinden yoksun hale gelen ve gittikçe sessizleşen bomboş köy okulları yer alıyordu. Metinde ifade edildiği üzere, 'giderek modern zamanların kırsal kesim harabelerine dönüşen' ve Yahşibey'deki iki adet terk edilmiş okul yapısı üzerine bir çalışma yapma isteği, Bütün Çocuklar Bizim Derneği ile Emre Senan'ın görüşmelerinden çıkmış. Sonrasında görüşmelere, bu meseleyle ilgili 2012 yılından beri 'Atıl Köy Okulları' isimli bir proje yürüten Herkes İçin Mimarlık da katılmış. 

Yaklaşık 2 hafta süren atölye, köylerin ve bazıları depo, çöplük ve ahır olarak kullanılan yapıların gezilmesiyle başlayarak Yahşibeyliler'e yapılan bir sunumla tamamlanmış. Atölyeyi yürütücülerinden mimar Nevzat Sayın şöyle anlatıyor: 

"Herkes için Mimarlık ve Bütün Çocuklar Bizim Derneği, bizimle görüşerek çok belirgin bir konu önerdi. Konunun temelinde boş ve atıl olarak duran 17.000 ilköğretim okulu ve bunlarla ilgili olarak yeniden kullanılabilir mi, bir işe yarayabilir mi, hayatlarını sürdürebilirler mi, kimin işine yarar, nasıl bir şey yapılabilir gibi sorular yer alıyordu. Biz de bu konuyu nasıl ele alacağımızı ve neresinden bakacağımızı değerlendirdik. Birlikte çalışarak, 10 öğrenci ve bu 2 derneğin katılımcılarıyla birlikte 10 yürütücünün olduğu bir atölye gerçekleştirdik. Bu atölyede çok sistematik olarak yalnızca bu konuyla ilgilendik ve diğer köyler için de model olmasını amaçlayarak örneği Yahşibey üzerine tuttuk. Dikili'nin 25 köyünü ve bütün okulları gezdik. Bunlardan bir bölümü tuhaf bir biçimde, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye sathında geçerli olan Köy Okulları Projesi kapsamında, Ernst Egli tarafından tasarlanmış ve bazıları da bu doğrultuda inşa edilmiş. Bütün bu çalışmanın sonucunda şunu gördük ki, taşımalı eğitim sistemi yüzünden bu köy okullarının, yeniden okul olarak canlandırılması imkansız. Buna karşılık biz de, o zaman acaba burası çocuk tatili için alternatif bir mekan olabilir mi sorusunu sorduk. Dikili veya İzmir bölgesindeki çocuklar tatillerinin bir bölümünü kırsal kesimin okullarında ekip dikerek, köylülerle konuşarak, orada bulunarak geçirebilirler mi diye düşündük. Bunun içinde çocukların kendileri için üretecekleri oyuncaklar ve oyunlar, ekmek yapmak, ekip biçmek gibi faaliyetler var. Sonuçta birkaç farklı konuyla, bir bölümü eğlence, bir bölümü eğitim ağırlıklı, bir bölümü de o köyü geliştirme üzerine düşünülmüş olan projelerle 4-5 öneri hazırladık. Bu önerileri, her atölyenin sonunda olduğu gibi dosyaladık. Süreci ve sonuçları anlattığımız yaklaşık 100 sayfalık bir dosya oluştu. Daha sonra bunu kısaltılmış bir özet haline getirip, konuyla ilgili olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi, Urla Belediyesi ve Milli Eğitim Bakanı'yla konuştuk ve bu önerilerin aslında niyet olduktan sonra kolay yapılabilir olduğu noktasına geldik. Bu yıl yaptığımız atölye, çok kısaltılmış bir özet olarak bu şekildeydi".

Nevzat Sayın bu atölyeyi gerçekleştirirken daha önce olduğu gibi, 'burası neresi, biz kimiz, bizden önce burada kim ve ne vardı, neden onlar şimdi yok, onların olmaması ne değiştirdi' şeklinde sorular üzerine öğrencilerle uzun tartışmalar yürütüldüğünü belirtiyor. Aslında bu, atölyenin yakın gelecekte dikkat çekmesi umulan önemli bir çıktısı. 

Atölyenin diğer sonucu ise, -ki Sayın bunun kendisi için daha da önemli olduğunun altını çiziyor- atölyeye katılan mimarlık öğrencilerinin bu konuda bir farkındalık yaşamış olması. Öğrenciler bu atölyeyle; söz konusu sorunu, bu sorunun nasıl sorunsallaştırılacağını, bunun üzerinden bir çözüm üretmenin nasıl bir yöntemle mümkün olabileceğini ve çözüme varmanın anlatıldığı kadar zor, yıpratıcı olmadığını görmüş.

Sayın, atölye çalışmalarının sonunda Yahşibey Köyü'nde yaşayanların, köye sonradan gelmiş olan atölye ekibinin ve geçerken uğrayan kişilerin katılımıyla gerçekleşen final sunumunu hatırlatıyor. Burada öğrencilere iletilen en önemli nokta, bu paylaşım ve diyalogdaki dili öğrencilerin kendilerinin kuruyor olması. Buradaki en önemli kriter ise ikna edici olmak, bunu yapabilmek için de konuyu iyi anlatabilmek ve sorulara açık olmak. Nevzat Sayın, mimarlığın da tam olarak böyle bir şey olduğunun altını çiziyor. Köyde gerçekleşen atölye yerine kentte başka bir bağlamda yapılan sunumda da farklı bir durum söz konusu değil aslında. 

Bu anlamda atölye çalışmasının en keyifli kısmının bu sunumlar olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu paylaşımı bu kadar ayrıcalıklı bir deneyim haline getiren, o ana kadar öğrencilerin genelde 'mimardan-mimara' şeklinde konuşuyor olmaları. Burada ise bunu seyrelterek, yapılan şeyin onlar için ne ifade ettiğinin karşılığını dönüştürmek zorunda olarak süreci anlatmak çok önemli bir deneyim. Bu deneyim, süresi 15 gün gibi kısa görünse de, öğrencilerin ciddi bir dönüşümle oradan ayrılmalarına neden oluyor. 

Yahşibey, bu anlamda okuldan farklı olarak başka bir gerçekliğin konuşulduğu, köyle, yerle, o ölçekte bir şeylerle uğraşmanın mimarlık öğrencilerine iyi gelme hali olarak özetlenebilir belki de...



Sayfanın Başına Dön