YENİYİ ARARKEN YOK ETMEMEK MÜMKÜN MÜ?

KONUKLAR   15.08.2019

Mazisi güçlü bir kente ya da 'iyi korunmuş' bir şehre gittiğimizde aldığımız haz iyi bir restorasyon ya da koruma politikası sonucu mu yoksa hayalini kurduğumuz imgelerin gerçekliğiyle karşılaştığımızda aldığımız haz mı? Bunların birbirinden bağımsız olduğunu düşünmek naifçe olabilir. Bu sorgulamayı yapmak bizi hayalimizde inşa ettiklerimizle yüzleştirebilir. Söz konusu yüzleşmenin en acı verici yanı, durumlar ve pozisyonlar karşısında kendimizi konumlandırdığımız kimi zaman korumacı kimi zaman muhafazakar cepheler... Nostaljinin ağır bastığı bu düzlemde betona, binaya yaklaşımımızla üzerine bastığımız toprağa ya da solduğumuz havaya aynı perspektife olmuyor, olamıyor. Gezegenin bize cömertçe sunduklarına karşı hoyratça tavrımız kimi zaman insan çağının inşa ettiklerine karşı çok hassaslaşıyor. 

Oysa medeniyetin ürettiği kültürel değeri korumak kadar gezegenin karşılıksız verdiklerini de korumak gerekmez mi? Mimar ve sanatçı Jorge Otero-Pailos, atmosfer hakkında benzer bir soruyu soruyor: Binalar, şehirler ve peyzajlar tarihsel mirasımızın parçası, peki ya atmosfer ve diğer bölgeler? İlerleme tutkusu ve sürekli hızlanan zamanlar, müşterek kaynaklarımızı düşünmeyi erteletiyor. Maraton hali içinde küçük detayların önemi kalmıyor. Bu tartışmanın cevabı tabii yeni bir şey üretmemekten geçmiyor ama böyle kriz anlarında verilmeyen radikal kararlar hepimizin parçası olduğu/olacağı ortak sonu iyi hazırlıyor. Bu maratonun sebebiyse, başta bahsettiğim imgeler dünyasının bir sonucu. Hayallerimizi farklılaştırmadıkça, geleceklerimiz de değişmiyor. 

Tasarım ve mimarlık hayal kurmanın araçlarından biri; kimi zaman bir yaşam öngörerek kimi zaman bir çözümü hayal ettirerek bu görevlerini tamamlıyorlar. Küçük ama çok yaygın bir örnek, son senelerde mimarlık ve tasarım alanında mikro yaşam alanları meselesi. Mikro yaşam üniteleri, en küçük alanda en efektif yaşama koşulları, minicik mekanlarda hayat kurma denemeleri... Deneysel olarak kulağa hoş gelen bu konuların gerçek hayata yansıması, var olan sistemler içinde daha da sıkışan bir toplumu yaratmanın yolunu açmıyor mu? Neden hayallerimizi küçücük sistemler içinde yaşamaya sıkıştırıyoruz? Kapsülde yaşamanın kutsanması, şehrin içine sıkışan mikro hayatları besliyor sadece. Oysa biz şehirlerde nefes bile alamıyoruz. 

Çok uzak bir gelecekte değil, birkaç sene içinde Asya ülkelerinde daha yaygın görünen maske kullanımının dünya çapında artacağı öngörülüyor. Hava kirliliği meselesi gitgide artıyor. İnsan çağının getirdiği tüm ağırlık, tane tane, toz toz bedenimize işliyor, nefesimizle vücudumuza giriyor. Türkiye'de 90'lı yılları hayal meyal bilenler, hava kirliliğinin hayatın ortasına nasıl oturduğunu hatırlar. Kömürle ısınan büyük şehirler, bu kirliliğin başını çekiyordu. Günümüzdeyse sadece fosil yakıtlar değil, kentsel dönüşüm bile çevresel hava sağlığının en önemli faktörlerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü’nün yakın zamanda çıkardığı raporda İstanbul, Avrupa'nın havası en kirli havasına sahip metropolü olarak birinciliği aldı. 

Türkiye'de daha örnekleri gözükmese de dünyada giderek yaygınlaşan maske kullanımı, tasarım dünyasına da yeni bir problem olarak girdi. Obje tasarımı ve moda tasarımı kesişimdeki maskeler aynı zamanda farklı filtreleme özelliklerine ve malzemelere de sahipler. Bunlardan biri O2Today isimli markanın ürünleri; maskeleri aynı zamanda bir esans ile zihninize de yardımcı oluyor. Tasarımcı Marcel Wanders ile çalışan markanın tanıtımlarında, farklı kumaş biçimlerini ve filtreleri seçebileceğiniz özellikle belirtiliyor.

Bu 'kişiselleşmiş güvenli hava sistemleri'nden bir başkasıysa, İsveçli bir girişim olan Airinum. Onların da çıkış noktaları tabii ki iyi bir tasarım ve iyi bir hava. Filtre konusunda farklılıklarından bahseden markanın model seçenekleri de oldukça geniş. Değiştirilebilir filtrelerden oluşan sistemlerinin belli bir kullanım ömrü var. Maskeleri aksesuar olarak beğendiğimi de peşinen söylemek isterim. Gizemli ve ezoterik görüntüsü, felaket sonrası bir dünya tahayyülünün bütünleyen parçası. 

Bireyselleşen temiz hava açıklıklarının yanı sıra mimarlık içinden daha kitlesel çözümler çıkıyor. Hollandalı tasarımcı Daan Roosegaarde tarafından 2016 yılında Pekin Tasarım Haftası için tasarlanan 'Smog Free Tower' bunlardan biri. Tasarımcı ekip, böyle küçük bir müdahalenin tüm şehri kurtarmayacağının bilincinde. Tasarımlarını daha temiz havalı bir gelecek için ilham verici bir araç olarak görüyorlar. 7 metre uzunluğundaki alüminyum kule, havayı iyonizasyon teknolojisiyle temizleyip bölgesel bir hava temizliği yapıyor. 

Gerçek hayata dokunan ve düşününce, şehirlerindeki en büyük dikey yüzeyler olan cepheler bu tip müdahalelere oldukça açık. Bunun iyi örneklerinden biriyse, dünyanın hava kirliliği konusundaki 'öncü' şehirlerinden Mexico City'deki Manuel Gea González Hastanesi'nin cephesi. Berlin'den Elegant Embellishments'ın tasarlayıp ürettiği 'prosolve370e' modülünden oluşan binanın cephesi, hem tasarımın formu hem de malzemesi sayesinde havayı temizleyen bir yapıya sahip. Titanyum dioksit ile kaplı olan modüller, güneş ışığıyla beraber eyleme geçip havayı temizliyor. Tasarımın çok yüzeyli formu ise yüzey alanını genişleterek etkisini arttırıyor. 

Benim sevdiğim örnek ise Peru'nun Lima şehrindeki havayı temizleyen billboard tasarımları. Peru Mühendislik ve Teknoloji Üniversitesi tarafından geliştirilen proje, havadaki kirliliği içme suyuna dönüştürecek şekilde tasarlanmış. Büyük şehirlerin hava kirliliğiyle başının daha çok belada olduğunu düşününce; metropollerin vazgeçilmez parçalarını iyi niyetlerle modifiye etmek, kent öğelerinin tasarımına gezegensel kaygılar eklemek bana gerçekten iyi geliyor.

Bildiğimiz dünyanın sonunun geldiğini söylemek kolay, karalar bağlamak da bir o kadar öyle. Ama insanlık yine kendi ürettiği problemleri yeniden çözmeye çalışıyor. Bugün hava kirliliğine karşı olan maskeler, belki yarın yüz tanıma teknolojilerine karşı yaygınlaşacak, bir anda yine kendimize karşı hassaslaşacak ve biricik yaşamlarımızı koruyacağız. Yine kendi yarattığımızla olacak kavgamız. Kaldı ki, maskeler halen kısa günü kurtarmak değil mi? Yeniyi ararken yine yok ediyoruz, hem de peyderpey yüklene yüklene. Çok köktenci gelse de kulağa, 'ilerlemek' için bulunduğumuz yeri terk etmemiz gerekiyor belki de, hiç olmazsa hayallerimizde. 



Sayfanın Başına Dön