BARN ARCH. İLE, PANDEMİ ÜZERİNE KISA KISA...
BARN ARCH. İLE, PANDEMİ ÜZERİNE KISA KISA...
BARN ARCH. İLE, PANDEMİ ÜZERİNE KISA KISA...
BARN ARCH. İLE, PANDEMİ ÜZERİNE KISA KISA...

BARN ARCH. İLE, PANDEMİ ÜZERİNE KISA KISA...

MİMARİ   20.12.2020

Konumuz: Pandemi

Konuklarımız: Tümer Keser ve Ağacan Bahadır, BARN arch. kurucuları

Pandemi üzerine sorularımızı BARN arch. Kurucuları Tümer Keser ve Ağacan Bahadır’a sorduk ve bu dönemde neler üzerine düşündüklerini ve neleri keşfettiklerini dinledik.

Bizi bu noktaya ne getirdi, buradan ne çıkarır?

Dünyada pandemilerin belirli aralıklarla ortaya çıktığı düşüncesiyle, sürecin başında konuşulan doğal çevreye verdiğimiz zararın bizi bu noktaya getirdiği sorusunu, tam da şimdi pandeminin başlamasından 9 ay sonra tekrar düşünmek, bizi farklı bir pencereden bakmaya zorunlu kıldırıyor diyebiliriz.

Pandemilerin yakın ve uzak tarihine baktığımızda çıkması muhtemel doğal bir afet olarak mı görmek gerekiyor? Yaşadığımız hızlı dönüşüm ve beraberindeki kaynak tüketimi , doğal çevreye bu kadar zarar vermeseydi (ki insanlık tarihinde sürekli bulunduğu çevreyi kendi lehine çevirmeye çalışırken bıraktığı kalıcı izleri düşünürsek, insanoğlu bilinçli olsa dahi böyle bir olasılık neredeyse az) acaba bu tip bir salgın yaşanacak mıydı? Son yüzyıl hatta on yıldaki değişimi bunun üzerinden okumak daha mı doğru? Doğal çevreye insan müdahalesi hangi seviyede kalsaydı ya da idealize ettiğimiz dünya içinde şu an yaşasaydık pandemi olmayacak mıydı? Kısacası bu olayı sadece çevreci bir kimlikle anlamaya çalışmak, asıl odaklanılması gereken yerden uzaklaşıp kavramların yorgunluğuna neden olmaktadır.

Pandeminin var olan kent ve yaşam alanlarımıza dair sorunları daha sert bir şekilde yüzümüze vurduğu bir gerçek. Üstelik yenileriyle birlikte.. Kenti coğrafik bağlamından farklı olarak sosyal yaşam alanı olguları üzerinden irdeleyerek, insanı ve çevresini merkezine alan tasarım kurgularını önceliklendirmemiz artık kaçınılmaz. Yaşadığımız süreçten çıkarımımız; tasarım alanında bilinçli olmanın,  sadece tasarlayanın görevi olmadığıdır. Bu hizmeti alan kişilerin de insanı ve kenti okuyan, sorgulayan, yenilikleri öğrenmeye açık ve talepkar bireyler olması gerekiyor. Bu durum tasarım kültürünü geliştirerek biz insana asıl katkısını ortaya koyacaktır.

Pek çok alanda profesyoneller gündelik yaşam ve tüketim tercihleri kadar, üretim süreçlerini ve iş yapış şekillerini de yeniden düşünmeye ve sorgulamaya başladı. Bu sorgulama yeni değil belki ama pandemi, harekete geçme kararlılığını hızlandırmış olabilir. Genel olarak tasarım alanında ve ayrıca sizin kendi pratiğiniz üzerinden düşünerek, en fazla odaklanılması gereken adım ne olmalı size göre?

Tasarlama sürecinin, kolektif çalışma alanlarında var olması gerektiğini sürekli konuşuyor ve doğruluyoruz. Fakat bu durumun faydaları içinde yaşarken, hızla değişen dünyada aynı hacim içerisinde çalışmanın getirdiği olumsuzlukları ne kadar görebildik, görebiliyoruz? Oluşturduğumuz açık ofis sistemleri yeni sistemde artık ne kadar faydalı? Düzenli bir çalışma disiplinimizin olması için hepimizin aynı mekan içinde aynı saatler içinde bir arada kalmaya ihtiyacı var mı? Sabah 9’da kent kalabalığından daha yoğun olan ofis binalarına giriş yapıp, online-offline fiziksel ve düşünsel temasların yoğun olduğu bir ortamda bireysel çalışma alanlarımızı oluşturup, yaratıcı sürecimizi en verimli şekilde tamamlamaya çalışıyoruz. Havanın kararmasıyla tekrar o kalabalıkla birlikte, üretim yaptığımız mekanı terk ederek özel yaşam alanlarımıza dönüp dijital paylaşım ekranlarımızla başbaşa kalıyoruz, keyifli! vakit geçirmeye gayret ediyoruz. Tam da bu döngünün içinde savrulurken pandemi ile gündelik yaşam çarkımızı keskin bir şekilde değiştirmek durumunda kaldık. Artık sessiz ve sade bir ortamda (online temasları saymazsak) daha derin düşünsel tasarım süreçlerinin içinde yer almaya başladık. Tabi ki insan anatomisinden ötürü değişiklik hepimize iyi geldi; serbest bir aralıkta uyanıyor, tanımlı zamanlarda yemek yemiyor, zaman kaybetmeden daha hızlı odaklanıyor ve nitelikli sonuçlar üretiyoruz. Sonuca bu kadar hızlı bir şekilde ulaşabilmeyi de özlemişiz, motivasyonumuz tam! Sırada tasarımlarımızı karşı tarafa doğru aktarmak var. Onu ikna etmek, düşüncelerini almak ve birarada ilerlemek gerekiyor. Tüm anlatım tekniklerimizin dijital araçlar ile hazırlanmış olmasına rağmen bir türlü karşı tarafa duygularımızı geçiremiyor, onu provoke edemiyor ve heyecanlandıramıyorduk. Sonuçta tasarlama eylemi kolektif bir süreç, hele ki mimarlıkta.. Zıt ve farklı düşünceleri duymadan tasarımını geliştiremezsin. Fakat ne kendimizi tam ifade edebiliyorduk ne de karşı tarafın düşüncelerini algılayabiliyorduk. Dijital ekran net bir duvardı, aşamıyorduk. Zoom yapalım, whatsapp’tan ilerleyelim, ben hızlıca group call yapıyorum… Akşamları karşısında yalnız kaldığımız, keyifli vakit geçirdiğimiz dijital ekranlarda sıkışıp kaldık. Paylaşamamak, tasarımı tek bir pencereden bakarak geliştirmek artık nitelikli üründen uzaklaştırmaya başladı, motivasyon kaybına yol açtı. Paylaşmanın, sosyal bir varlık olan insanın vazgeçilmez davranışı olduğunu, kendi mesleğimiz üzerinden tekrar okumuş olduk. Başında keyif aldığımız, eski düzeni sorguladığımız durumdan çıkıp, uzaktan çalışma sistemini tekrar düşünür ve buna dair çözüm üretir olduk.

Bu iki düzenin sağladığı avantajlar ve dezavantajları ortada iken tasarım yaptığımız ofis hacimlerini zaman ve mekan kesitinde yeniden oluşturma zorunluluğu ortaya çıkıyor. Monoton ve sabit bir düzende değil, belirli bir çerçevede serbest zamanlı, mekan içinde mobil, bireysel tasarım süreçlerinin ya da bir arada uzun soluklu çalışma alanlarının daha nitelikli olduğu, daha fazla paylaşım odaklı yeni ofislere ihtiyaç var. Tasarımcı, kendisine yeni tanımladığı zamanda beslendiği kent ile daha çok temasta kalarak, yeni mekanında kolektif çalışmaya daha yatkın olacaktır. Üstelik yeni ofis mekanlarımızı sadece bu programlar üzerinden değil; süreli sergiler, anlık canlı yayınlar ve diğer gündelik eğlence amaçlı olabilecek bir çok farklı işlev ile de düşünmek mekan kalitesini farklı bir noktaya çıkaracaktır. Bu sadece bizim çalışma alanımız üzerinden okumamız. Uzaktan çalışma ve uzaktan eğitim ile konvansiyonel mekanlarımızın niteliğini yeniden sorgulamamız, sürekli konuştuğumuz bağlamlardan koparak yeni mekanlarımızı artık çizmeye başlamamız gerek.

İçinde olduğumuz dönem, değiştirme aciliyeti hissettiğimiz yaşam ve tüketim alışkanlıklarımız, iklim krizi, doğaya ve insan olmayan çevreye karşı göz ardı edemeyeceğimiz sorumluluklar ve şimdi de pandeminin etkisiyle, tasarım ve mimaride başta malzeme ve üretim teknikleri olmak üzere, önemli bir takım değişimleri işaret ediyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu anlamda ön plana çıkan veya araştırılması / keşfedilmesi gereken yenilikler neler?

Mimaride malzeme seçimi ve enerji konusu uzun zamandır sürdürülebilir çevre üzerinden uzunca konuşuluyor ve tartışılıyor. Özellikle bina ölçeğindeki yapıları, doğal çevre içindeki konumlarında düşündüğümüzde belki de tartışmasız karbon ayak izini en fazla bırakan kütlelerdir. Konuya dair yapılan bilinçsiz tercihlerin şu an gözle görülür bir şekilde bulunduğumuz çevreye nasıl zarar verdiğini hepimiz farkındayız ve tedirginiz. Malzeme, üretim teknikleri ve enerji sistemlerinde yapılan seçimler artık tercih edilir olmaktan çıkıp bir zorunluluk olmuştur. Bilinçli seçimler yerini reflekse bağlı seçimlere bıraktı. Nasıl bir malzemeyi seçerken uzun ömürlü olmayacağını varsayarak daha düşünmeden refleks olarak sağlam ve güvenilir olana yöneliyorsak, şu anda da bazı materyalleri artık malzeme kütüphanemizde nerede olduklarını unutmaya başladık.

Yapısal üretim teknikleri, kuşkusuz insansız bir sahaya doğru hızla dönüştü. Pandemi ile ihtiyaca bağlı olarak daha da gelişen robotik üretim araçları, yapısal eleman formlarının üretildiği fabrika bantlarında yer bulmasına karşın, son bei senedir şantiye-uygulama sahalarında da yer verilmeye başlandı. Beton döken 3D yazıcılar, ön üretimli elemanların yerleştirilmesinde kullanılan büyük robotik kollar ve en heyecan verici olan sanırım tuğla ören drone’lar... Durum bilim-kurgu filmlerinde betimlenen gerçek-dışı olayların, ilk gerçeğe dönüşme anında verdiği heyecan ve meraktan öteye geçip tasarımcılar tarafından tercih edilir tekniklere dönüştü. Bu teknolojilerin endüstriyel alandan büyük bir sıçrayışla ev tipolojisinin içinde yer almaya başlamasını ise yine tüketici odaklı daha ufak boyutlu 3D yazıcıların pandemi sırasında seri bir şekilde maske üretimi yapmasında gördük.  BARN olarak iç mekan ve geçici yapılar ölçeğinde yaptığımız uygulamalar sırasında talep ettiğimiz özel üretim noktasal birleşim detaylarını ofisimizdeki 3D yazıcıdan çıkartırken, edinilen deneyimle modüler yapısal formları oluşturarak tasarım sürecinin girdisi haline getirmeye başladık. Pandemi ile uzak geleceğin yarın, yakın geleceğin artık şu anda yaşandığı günümüzde, ofis içindeki bu üretim ve tasarım hallerinin hızlı değişimi biz tasarımcıları keşfetmeye teşvik etmenin yanında, tasarım dünyasının içinde var olma motivasyonunun üst seviyede kalmasını sağlıyor.

Röportaj: Bahar Turkay

#mimari #pandemi #Covid-19 #BARN arch. #Tümer Keser #Ağacan Bahadır


Sayfanın Başına Dön