MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ
MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ

MİMARLIĞIN İNSANİ YANI: İPPOLİTO PESTELLİNİ LAPARELLİ

MİMARİ   16.11.2020

Dünyanın en önemli mimarlarından birinin ortağı olarak, çok önemli işlere imza atıyor. Ama o mimarlığın insani tarafında... Ve hala tutkuyla bağlı olduğu projeleri, peşine düştüğü hayalleri var.  Ippolito Pestellini, bu röportaj vesilesiyle, geçmişi ve hayalleriyle bizi şaşırtmayı başardı.

Mimarlık dünyayı değiştirebilir mi ya da değiştirmeli mi?

Mimarlık sosyal bir uygulama. Dolayısıyla insana ve toplumlara hizmet etmesi  gerektiği varsayılıyor. Böyle bakınca dünya üzerinde her daim bir etkisi var. Bunu başarıyla yerine getirip getirmediğiyse başka bir soru.

Uzun süredir OMA'dasın, 2014 yılından itibaren de ortaklardan biri oldun. Bu herhangi bir fark yarattı mı?

Artık ofisin stratejik planlama sürecine daha fazla dahil oluyorum. İşim, sanat direktörlüğü ile benzer bir hal aldı. Projelerle ilgili günlük işlerden ziyade, kavramsal ilkeleri belirlemek, içeriğe odaklanmak, müşteri ilişkileri gibi şeylerle daha fazla ilgileniyorum. Yine de, yakından takip etmekten keyif aldığım bazı özel projelerde istisnalar söz konusu. Böyle durumlarda işin en güzel tarafı, yaratıcı kaos ve heyecan, ekiple birlikte geçirilen uzun geceler ve modelleme...      

Rem Koolhaas ile birlikte çalışmaya nasıl başladın?

Eğitimim sırasında çalışmalarımın bir bölümünü ABD'de ve Hollanda’da Delft University of Technology’de yaptım. Politecnico’dan mezun olduktan sonra, bir multimedia ofisinde çalışıyorken, şansımı denedim ve OMA’ya özgeçmişimi ve portfolyomu gönderdim. Ofisin disiplinlerarası DNA’sı benim ilgi alanlarıma çok uygun görünmüştü. Şansım varmış ki, o esnada işe alım yapıyorlardı ve bana da Rotterdam'da staj teklif ettiler.

OMA/AMO’da odaklandığın alan koruma, perspektif sanatı (scenograpy) ve küratörlük. Bir tarafta dönüşüm ve yenileme projelerini yürütüyorsun, diğer tarafta ise sorumlulukların arasında AMO bünyesinde Prada ile birlikte gerçekleştirilen, moda gösterilerinin sahne tasarımı, özel etkinlikler ve videoların sanat yönetimi gibi işler var. Bu iki uçtaki işlerin yaratıcı süreçleri nasıl bir zihinsel değişim gerektiriyor?

Kendimi mimar veya küratör olarak tanımlamıyorum.  Benim için önemli nokta şu ki; mimarlık bir vakumdan ibaret değil, daha ziyade, pek çok farklı disiplin ve unsurun kesiştiği noktada yer alıyor. Dolayısıyla bir projeyle diğeri arasında bir zihinsel değişim söz konusu değil. Aslında perspektifle ilgili bir deneyimi bir koruma projesine uyarlamak veya bir video senaryosu benzeri yeni bir tasarım yaklaşımı geliştirmek işe canlılık katıyor.

Modayla aran nasıl?

Süreç ve endüstri açısından ilgileniyorum. Modanın yaratıcılık konusundaki çevikliği, kültürel değerlere yeniden şekil verme konusundaki becerisi, adeta askeri düzendeki organizasyon yapısı ve hızı beni ortaya çıkan ürünlerden daha fazla büyülüyor.

Küratörlük son zamanlarda fazlaca eleştirilen bir pratik. Diğer taraftan, yaratıcı endüstrilerde çalışan pek çok kişinin ulaşmak istediği son nokta. Küratörlüğü bu kadar çekici kılan nedir?

Kendimi küratör olarak adlandırmıyorum. Ben ara sıra sergi küratörlüğü ve tasarımcılığı yapan bir mimarım. Tabii küratörlüğün, mimarlığın bir tür formu olduğunu söyleyebilirsin. Güncel eleştirilere katılıyorum; tanım fazla belirsiz ve doğaçlamaya çok müsait. En başarılı küratörlerin diğer disiplinlerden geldiğini düşünüyorum. Film yapımcıları, bilim insanları, gazeteciler ve hatta hacker’lar daha ilgi çekici ve belirgin bakış açıları getirebiliyorlar. Küratörlük, sağlam ve güvenilir bir hikaye üzerinden bir argüman geliştirmekle ilgili.

Nisan ayında Politecnico di Milano’da 'Did Anyone Say Public?/Biri Kamusal mı Dedi?' başlıklı bir sunum gerçekleştirdin. Sunum, kamusal alanın dönüşümüne ve OMA’nın işlerinin bu süreçteki rolüne odaklanıyordu. Toplumsal dönüşümde ve karar süreçlerinde toplumsal etkinin güçlenmesinde mimarlık nerede duruyor?

Pazar ekonomisinin yükselmesiyle birlikte kamusal alanın değeri radikal şekilde değişti. Özelleştirmenin ilerlemesiyle, her yana yayılan konfor ve güvenlik ihtiyacı ve aşırı düzeyde kuralların konulmasıyla birlikte kamusal alanın rolü indirgenmiş oldu. Bir zamanların kolektif değer üreten, politik temsiliyete sahip ve kent yaşamının bir parçası olan kamusal alanı, günümüzde yerini  ticarileşmeye ve tasarıma bırakıyor. Bu süreç kaçınılmaz bir kamu direncini beraberinde getiriyor. Gezi Parkı protestoları ve Taksim Meydanı böyle bir  mücadelenin ve değişimin örneği.

Mimarlık buna uygun kamusal alanlar geliştirmeye elbette yardımcı olabilir, en özelleştirilmiş durumlarda bile... Aynı zamanda, kolektifliğin planlamada gerçek anlamda sesini duyurabildiği katılımcı süreçleri başlatma ve bir kalıba oturtma konusunda yardımcı olur. Ancak tartışma en nihayetinde politik zeminde devam eder.

Mimarlık olmasa ne olurdu senin için?

Sinema. Oyunculuk, yönetmenlik veya senaryo yazarlığı... Geçmişte oyunculuk yaptım ve bir noktada bu kariyerimi devam ettirmeyi düşündüm.

Çalışırken kendi karakterin nerede duruyor?

Mümkün olduğunca uzakta... En azından niyetim bu yönde. Ancak bazen bu niyeti gerçekleştirmek zor olabiliyor. Sonuçta her proje bir şekilde kişisel.

OMA’da üzerine çalıştığın en iddialı proje neydi?

2014’teki Venedik Mimarlık Bienali’nde yer alan Monditalia sergisi, küratöryel zorluklardan dolayı iddialıydı. Sergi Venedik Bienali tarihinde ilk kez mimarlık ve sinema, dans, tiyatro ve müzik gibi bölümleri bir araya getirdi. Venedik’teki tarihi Fondaco dei Tedeschi binası ise, güncel mimariye doğal olarak muhalif oluşuyla ve tarihi bir kentte tarihi bir bina üzerine çalışmanın karmaşıklığı nedeniyle iddialıydı.

Kendi tasarladığın veya süreçlerinde yer aldığın binaları normal izleyici gibi gezebiliyor musun? Milano’daki Fondaziona Prada mesela...

Tasarımına dahil olduğunu unutmak biraz zaman alıyor. İlk zamanlar korkunç; aşırı derecede eleştirel oluyorsun ve sürekli beğenmediğin veya hatalı bulduğun şeylere işaret etmekle vakit geçiriyorsun. Zamanla doğal bir mesafe alma ve tarafsızlaşma başlıyor ve mekanın amacına ve sunduklarına uygun olarak keyif almaya başlıyorsun. Sonrasında normal bir ziyaretçi haline gelebiliyorsun.

Venedik Mimarlık Bienali yeni açıldı. 2010 yılındaki bienalde OMA’nın sergisinin eş küratörlüğünü üstlenmiştin. Kendi Venedik deneyimin üzerinden, bu yılki bienalle ilgili ne düşünüyorsun?

Venedik güzel ve aynı zamanda çok karmaşık bir kent. Ulaşılacak ve anlaşılması gereken birkaç katman var. En vurucu ve sürprizli tarafı saklı vahşiliği. Kentin tarihi yüzeyinin altında pek çokları için görünmez olan ancak kentin işlemesi için çok önemli, keşfedilesi bir modernite var. Bu yılki Mimarlık Bienali ile ilgiliyse ne bekleyeceğimi bilemiyorum. Görmem gerekiyor.

OMA’da üzerinde çalıştığın bir sonraki büyük iş ne?

Berlin’deki ikonik mağaza KaDeWe’nin (Kaufhaus des Westens) dönüşümü. Mağaza Avrupa’nın en büyüklerinden biri ve ilginç bir geçmişi var. Soğuk Savaş sırasında Batı Almanya’nın yaşam tarzını Doğu tarafına göstererek bir tür propaganda makinesi işlevi görmüş.

Ailenin yeni üyesiyle birlikte hayat nasıl gidiyor?

Yorucu, korkutucu, güzel, enerji dolu, şaşırtıcı ve beklenmedik... Sürekli bir laboratuar gibi ve devamlı bir keşif hali var. Kulağa klişe gibi gelebilir ama her şey daha ilgi çekici bir hal aldı.

Nihai hayalin nedir?

Bir sinema filmi yönetmek.

XOXO The Mag izniyle yayınlanmıştır. 

Tarih/Sayı: XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2015-2016

 

#IppolitoPestellini #mimarlık #röportaj


Sayfanın Başına Dön