'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE
'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE
'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE
'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE
'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE
'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE

'TÜRKİYE'DE MİMARİ MAKET'; ARAŞTIRMA, ARŞİV, İŞBİRLİĞİ İÇEREN ÇOK YÖNLÜ BİR PROJE

MİMARİ   20.12.2020

Pelin Derviş¸ tarafından yürütülen “Türkiye’de Mimari Maket” adlı araştırma projesinin ilk çıktısı 2017 yılında, yine Derviş’in küratörlüğünde, Studio-X Istanbul’da açılan Düşünme ve Görselleştirme Aracı Olarak Türkiye’de Mimari Maket başlıklı sergiydi. Kitap, hem çalışmanın filizlenmesine olanak veren bu sergiye hem de çalışma sürecinde işbirliği yapılan ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve SALT Araştırma ile arşiv özelinde yapılan çalışmalara ve bu bağlamdaki tartışmalara yer veriyor. Kitap üzerinden, mimarlık ve ilişkili üretim alanları etrafında çeşitli konularda araştırma ve arşiv çalışmaları yürüten Pelin Derviş ile konuştuk.

VitrA’nın katkılarıyla Türkiye genelindeki üniversitelerin arşivlerine girecek olan kitap, maket üretiminin mimarlık pratiği-eğitimi-tarihi ve arşivindeki yerine değiniyor. Sekiz maket yapımcısı olan yaratıcılarının -Sami Pazarbaşı, Sidel Pazarbaşı, Yusuf Z. Ergüleç, Selahattin Yazıcı, Mehmet Şener, Varjan Yurtgülü, İhsan Kostak, Murat Küçük- yaşam öykülerinden, profesyonel çalışmalarından ve üretimlerinden oluşan bir seçkiyi de kapsıyor.

Düşünme ve Görselleştirme Aracı Olarak Türkiye’de Mimari Maket | 20. Yüzyıldan Bir Kesit kitabına dönüşen arşiv ve araştırma projesinden ve sonunda kitaba dönüşme hikayesinden bahseder misin?

PD: Tabii Bahar, memnuniyetle. Önce söyleşi davetiniz için teşekkür etmek isterim. Benim için değerli bir buluşma.

“Türkiye’de Mimari Maket”; araştırma, arşiv oluşturma ve işbirliği içeren çok yönlü bir proje. Hep olduğu üzere bu projeyi de, merak ettiğim bir konuda, dişe dokunur bir kayda erişememe sıkıntısı tetikledi desem yeridir. Şu yaşıma geldim, bir yerlerde birilerinin yaptığı bir çalışma vardır, ben bilmiyorumdur diye zemini yokluyor, hiçbir şey olmadığını görünce de şaşırıyorum. Böyle durumlarda iş başa düşüyor, neyi merak ettiysem, neyin kayıt altına alınmadığını gördüysem onun peşine düşünüyorum. “Hiçbir şey yok ki!” diyerek salt sıkıntı dile getirmenin bir şey yapmamanın bahanesi olarak kullanıldığını oldum olası bilir, hiç de haz etmem bu düşünme ve yaşama şeklinden; ne yoksa araştırmasını bizzat yapmak gerektiğini kavrayalı da epey oldu. Yapılan araştırmaların, düşülen notların tekrar tekrar kontrol edilmesi gerektiği de ayrı bir gerçek. Bunlar benim genel dertlerim, uğraşlarım. Bu bağlamda, araştırma, arşiv oluşturma ve arşivlerle çalışma üretimlerimin özünü oluşturuyor. Bu, bir bulgunun sizi bir diğerine götürdüğü, mekik dokumaya benzer bir süreç.

Maket projesi de yine bir başka arşiv çalışması içinde görüp merak ettiklerimle başladı. Mimarlığa, salt mimarlar ve yapıları bağlamında değil, yanı sıra başka aktörler ve onların üretimleri aracılığıyla da bakılmasının bizlere çok daha zengin veriler sağlayacağını biliyor, bunun üzerine gidiyorum. Mimari maketin ve maket yapımcılarının bu nedenle peşine düştüm diyebiliriz kısaca. 2017 yılında –bizler için değerli bir tartışma ve paylaşma platformu olan ama ne yazık ki artık varlığını sürdürmeyen– Studio-X Istanbul’da açılan Düşünme ve Görselleştirme Aracı Olarak Türkiye’de Mimari Maket sergisi, çalışmanın ilk belirgin çıktılarından biriydi. Bu dönemde ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve SALT Araştırma ile de işbirlikleri geliştirildi, projeye katkı verenler çoğaldı. Yusuf Z. Ergüleç’in arşivi SALT Araştırma, Mimarlık ve Tasarım Arşivi’nde erişime açıldı (bkz. https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/195448); sırada, Selahattin Yazıcı’nın arşivi var. Tohumu atılan pek çok çalışmanın içinde son olarak Ekim 2020’de Mimarlar Derneği 1927 ile işbirliği içinde yayımladığımız kitabı sayabiliriz.

Araştırma ve kitabın yazım sürecinde seni şaşırtan şeylerle karşılaştın mı?

PD: Pek çok şeye şaşıyorum tabii. Bunların bir kısmı tatlı tecrübelerle birlikte anlatabileceğim şeyler. Örneğin, Türkiye’nin önde gelen maket yapımcılarından Selahattin Yazıcı ve kızı Aslı Yazıcı Yakın ile tanışmak muhteşem bir kazanım oldu. Selahattin Bey bugün de –bilfiil maket ürettiği günlerde olduğu kadar– enerjik, ayakları yere değen düşüncülerinin ateşli sözcüsü. Kitapta konu edilen maket yapımcılarının içinde bir tek o mimar değil, öğrenim geçmişi olarak baktığımızda. Ama bunun belirleyici olmadığının canlı kanıtı. Mimarlık nosyonu son derece yüksek, çoğu “eğitimli” mimarı cebinden çıkaracak çapta hem de. Ayrıca anlattıkları ve muhteşem arşivi, mimarlık tarihi yazımının bildik tarifleri dışına çıkıp bakmaya niyet edenler için verimli sorular sorduracak türden. Şaşırdığım, Selahattin Bey değil; bu çok ayıp ve hiç niyet etmediğim bir değerlendirme olur; alışkanlıklar nedeniyle söylediklerimin bu yöne çekilmesinden endişe ettiğim için özellikle not düşmek isterim. Şaşırtıcı ve aynı zamanda iç acıtıcı olan pek çok şeyden sadece birine işaret ederek ne demek istediğimi ifade etmeye çalışayım: Bu ülkede yılda kaç yüksek lisans ve doktora tezi çıkıyor bilmiyorum ama tonlarca mimarlık fakültesi ve hatırı sayılır sayıda mimarlık tarihi alanında çalışan olduğunu söyleyebiliriz. Mimari maket konusunda bugüne kadar ne araştırma yapılmış, hangi yayın çıkmış diye sorarsan karşımızdaki rakam “sıfır”. Hiç mi yapılmamış? Tamam, o kadar değil elbette. Teknik olarak maket nasıl yapılır kitabı var. Mimarlık dergilerinde projeler bol maket fotoğrafları eşliğinde sunuluyor, ama bir görsel öge olmaktan öteye gitmiyor, sadece yurtdışındaki simgesel projelerin simgesel maketleri çerçevesinde kaleme alınan kuramsal yazılar çıkıyor, o da tek tük. Bu konuya ilgi duyup tez yapacak kişiler de bir yayına ulaşamadıkları gerekçesiyle, yine birtakım yerleşik, kutsal paradigmalara (yaratıcılarını yerlerinde ters döndürecek derecede) sığınarak, zeminden kopuk, üstten bakışla mimari maketi bir söylem aracı olarak kullanıyor. “Temsiliyet”, “evrilme” (ne demekse) sözcükleriyle bezeli anlatılar teşvik ediliyor. Peki ama Selahattin Bey orada, Mehmet Şener, Varjan Yurtgülü, Murat Küçük ve daha niceleri orada. Okullar orada, eğitim tarihi içindeki yerini bulup çıkarmak gerekiyorsa mesela... Tez yapacak insan da araştırma yapmayacaksa, hocası zaten zamansızlıktan araştırma yapmayacaksa biz neyin üstüne ne inşa ediyor olabiliriz? Buna gerçekten çok şaşırıyorum, hatta itiraf edeyim, kızıyorum.

Maketin hem üretim aracı, hem kendi başına bir ürün olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım… Okul, kamu binası, banka, müze gibi binaların bazılarında maketlerin cam korumaların içinde sergilendiğini çok görmüşüzdür. Maket bu anlamda işlevselliğinin ötesinde nasıl bir temsile sahip?

PD: Maketin muhtelif yapılış nedenleri var; projeyi işverene sunmak, proje düşüncesini sorgulamak, deney yapmak, bir yapıyı ve/veya yerleşkeyi, kenti okunabilir kılmak, tanıtmak, onun aracılığıyla satış yapmak, hatta, daha eskiye gidecek olursak maketin inşaatın kılavuzu olarak proje yerine kullanılması. Temsil de ciddi bir işlev aslına bakarsan. Bir satış teşhir salonundaki maket bir yaşam şekli vaadi sunar; bir müzedeki maket kimi zaman bir geçmiş kültürü canlandırmaya yarar görünürken o kültürün, o makete konu olan yapının bazen adeta bir anıt gibi idrak edilmesine yol açar. Kimi zaman da, son derece kolaylıkla, nostalji duygularına hizmet eden bir araç olur. Maketin malzemesi, dili, rengi, somut veya soyut oluşu hemen kimi etiketleri beraberinde taşıyabilir. Maketin eski usul kartonla yapılması veya üç boyutlu yazıcıdan çıkmış olması hemen saflar yaratır; nostaljikler ve salt yeniye inananlar gibi. Tüm bunlar, belki çok da yanlış değil ama fena genellemeler bana sorarsan. Büyük genellemelere gidebilmek için gerçekten de önce zemine inip ne olup bittiğine bakmak lazım. Hem de tek tek. Belki sandığımızdan daha fazla ve farklı konu var, üzerinde konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz.

Düşünme ve Görselleştirme Aracı Olarak Türkiye’de Mimari Maket kitabında, maket kendi başına bir araç olmaktan ziyade, yapanların hikayelerinden bağımsız olmayan bir şekilde ele alınıyor. Dolayısıyla maket yapımcılığının önde gelen isimleri önemli bir yer tutuyor. Studio X’te gerçekleşen sergi ve program kapsamında da yapımcıların yer aldığı konuşmalar gerçekleşmişti. Dolayısıyla ilişkilerin, karşılaşmaların, bu isimlerin çalışma şartlarının ve süreçlerinin olduğu bir anlatım söz konusu. Bu şekilde katmanlı bir anlatım neden önemli sana göre?

PD: Söyleşimizin genelinde bu sorunun yanıtını genel hatlarıyla vermeye çalıştım: zemine inmemiz ve ne olup bittiğini önce tespit etmemiz, anlamamız ve üzerine tartışma inşa etmemiz gerekiyor. Bugüne kadar üzerine pek yazılıp çizilmemiş bir konuyu ele alıyorsanız, yapmanız gereken ilk iş belgelerin peşine düşmek olacak. Bir de kişilerin; onların arşivlerinin ve anlatacaklarının. Mimarlık söz konusu olduğunda bu kişiler salt mimarlar olamaz; başka aktörler de var.

Selahattin Bey’in, Behruz Çinici’nin Vefa Lisesi’nden arkadaşı olduğunu, Yusuf Z. Ergüleç’in henüz mimarlık okumaya başlamadan evvel İTÜ’de maket yaptığını, Levent Yerleşkesi maketini yetiştirmekte güçlük çekince yardım gerektiğini, Selahattin Bey’in o güne kadar hiç maket yapmamış olduğunu ama Babıali’ye klişe resimleri yaptığını, elinin yetenekli olduğunu, o sıralarda İTÜ’de Şehircilik Kürsüsünde asistanlık yapan Behruz Bey’in “bir deneyelim” diyerek Selahattin Bey’in Yusuf Bey’e yardım etmesine ve böylece maket yapımcılığı serüvenine başlamasına vesile olduğunu; Yusuf Bey’den el alan Selahattin Bey’in, bir süre sonra Ankara’daki işlerin yoğunlaşması, ODTÜ projesinin çeşitli maketlere ihtiyaç duymasıyla Behruz Bey’in ve Cengiz Bektaş gibi birkaç mimarın daha ricasıyla Selahattin Bey’in Ankara’ya gittiğini; Yusuf Bey’in Emin Onat’ın teşvikiyle mimarlık okuduğunu, Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) inşaatında neredeyse Hayati Bey kadar uzun süre çalıştığını, hem inşaatın başında olduğunu hem de şantiye bürosunda kurduğu maket atölyesinde AKM’nin maketlerini yaptığını; Bayındırlık Bakanlığı bünyesindeki ortamın ince detaylarda nasıl olduğunu, 1957’den başlayarak İstanbul Belediyesi’nde bir maket bürosu olduğunu, kentte yapılacak büyük çaplı projelerin buradan, büronun kurucusu ve şefi Sami Pazarbaşı yönetiminde çıktığını, Belediye binasının holünde ve zaman zaman kentin çeşitli yerlerinde bu maketlerin sergilenerek kamuya tanıtıldığını, o salonda sadece belediye projelerinin değil, kentte yapılacak farklı mimarlara ait projelerin de sergilendiğini öğreneceksiniz. İşte bu ilişkiler ağını gördüğünüzde, kenti, kent yaşamını, onu var edenleri daha iyi kavrayacaksınız. Mimarlık, bağlamı içinde görünmeye başlayacak; bağlam “arazi” sınırlarıyla tanımlı olamaz, malum. Bir konuyu hep aynı kişiden ve aynı şekilde dinlemenin/okumanın ne kadar kısıtlayıcı, çoğu zaman da ne kadar sıkıcı olduğunu düşün. Oysa hayat, çok daha renkli.

Bu ve benzer projeler üzerinden bellek oluşturma ve arşiv çalışmalarıyla yoğun olarak çalışıyorsun. Bu çalışmaların mesleki üretim ve geleceğe taşınması anlamında nasıl bir katkı sağlıyor?

PD: Bir kere araştırmacılar için veri sunuyor bu çalışmalar, burası malum. Peki, bu çalışmalar mesleki üretim açısından nasıl katkı sağlıyor diye sorduğun soru da çok değerli bir yere işaret ediyor. Çok kısaca ifade etmeye çalışacak olursam mimarlık kültürünün katmanlaşmasına olanak veriyor veya verme potansiyeli oluşturuyor diyebilirim. Gerçekte mimarlık, çok sayıda aktörle birlikte var olabilen bir pratik. SALT’ın düzenlediği İşveren sergisini hatırlayalım; bize işverenin mimarlık üretimi içindeki yerini, değerini, etkisini göstermesi bakımından dikkat çekiciydi. Örneğin ODTÜ kompleksini belirli bir kalibrasyonda hayata geçmiş bir proje olarak kabul edebiliyorsak, bunun projenin iyi olması, mimarlarının dayanıklılığı ve projeyi sahiplenen işverenin varlığı sayesinde mümkün olduğunu görmüştük. Mimarlık üretiminin, konuyu farklı noktalarından eline alan aktörlerin, üstlendikleri sorumluluğu yapılıp bitirilecek bir iş olarak değerlendirmelerinin ötesine geçerek, üzerinde konuşulacak, yazılıp çizilecek bir sosyo-kültürel platformun oluşmasına katkıda bulunduğunu düşünüyorum.

Pelin Derviş Yayın Projesi’nin planları arasında neler var?

PD: Bu proje kapsamında birkaç farklı yayın yöntemi, daha doğrusu platformu kullanarak araştırmalarımı paylaşma arzusundayım. Türkiye’de Mimari Maket kitabı gibi basılı yayınların yanı sıra e-kitap formatında da yayın yapmak söz konusu olacak. Örneğin 2016 yılında basılan Atipik Bir Mimarlık Pratiği Olarak DS | Kır Resminden Peyzaja, Belgelemeden Korumaya isimli kitabın güncellenmiş ve genişletilmiş versiyonu üzerinde çalışıyoruz şu sıralar. Bu kitap, DScape – Pelin Derviş Yayın Projesi işbirliğinde yayımlanacak. Mimarlık alanında, PDF olarak üretilen yayınları saymazsak gerçek bir e-kitap henüz yayımlanmadı Türkiye’de, bildiğim kadarıyla. Şu sıralar e-kitap, sahip olduğu potansiyeli sonuna kadar kullanabileceğimiz denli gelişkin değil, öte yandan yapılabilenler bize yeni bir okuma deneyimi sunabilecek çapta. Bu tür bir okuma deneyimini hayatımıza katmayı değerli buluyorum. Bir başka mecra da konu özelinde kurgulanmış web siteleri. En somut ve yakın tarihli olan çalışma maketara.com adıyla hayata geçecek. Canse Yüzer, Ahmet Dönmez, İrem İpek Pişkin ve Selin Erdemirci ile birlikte Mimar/Arkitekt (1931-1980) ve Mimarlık (1963-devam ediyor) dergilerinde yayımlanan tüm maketleri bir veritabanına aktarıyoruz. Mimarlık dergisinin işin içine katılması ele aldığımız tarih aralığını 1980’den 2000 yılının sonuna kadar genişletme, ve aynı zamanda 1963-1980 yılları arasında her iki dergi içeriğini maket özelinde karşılaştırma olanağı da veriyor. Bu çalışmanın ilk etabı hayli rutin: önce maket fotoğrafının veya sözcüğün geçtiği her sayfayı görsel olarak kaydediyor, projeye ait künye bilgilerini, belirlediğimiz kategoriler doğrultusunda oluşturuyor, bir anlamda katalogluyoruz. Bu rutin iş, derginin iç dünyasına derinlemesine girmemizi sağladığından yararlı, bir yandan da karşılaştığımız her yeni bilgi bir tür uyaran olarak çalışmanın nerelere genişleyebileceği konusunda zihnimizi açıyor. İkinci aşama, maket çalışması boyunca ortaya çıkan arşivlerden yararlanarak bu maketlerin yapımcılarının kim olduğunu, biliyorsak maketin ölçeğini vd. bilgileri bu veritabanına aktarmak. Son olarak da, bazılarına konuyla ilgili dipnotlar giriyoruz. Bu çalışma tamamlandığında, artık bu dergilerde yayımlanan tüm maketlere ve maketle ilgili konulara bir veritabanından erişilebiliyor olacak. Bu veritabanını açık kaynak olarak paylaşacağız. Bu paylaşım ile, kendimiz dahil maket üzerine çalışma yapacaklara kolaylık sağlamayı hedefliyoruz; yanı sıra, yapacağımız çağrıyla veri girişlerini geliştirmeyi umuyoruz. Hepsinin ötesinde, böyle bir veritabanı bize artık 70 yıllık bir zaman dilimi içinde iki süreli yayın özelinde analitik çalışmalar yapabilme olanağı tanıyacak. Bu veritabanını 2021 yılında fasılalarla erişime açmayı hedefliyoruz. 

Röportaj: Bahar Turkay

#mimari #kitap #arşiv #araştırma projesi #mimari maket #maket #Pelin Derviş


Sayfanın Başına Dön