YAŞASIN SANAT YAŞASIN VE ÇIN!

KONUKLAR   18.05.2017

Christine Macel küratörlüğünde "Viva Arte Viva (Yaşasın Sanat Yaşasın)" başlığıyla düzenlenen 57. Venedik Bienali kapılarını açtı. Dünyanın en önemli sanat etkinliklerinden biri olan Venedik Bienali 26 Kasım'a kadar sürecek. 85 pavyonda 120 sanatçının işlerini Giardini ve Arsenale ana mekanlarında görmek mümkün. 2000 yılından itibaren Centre Pompidou'nun şef küratörü olarak görev yapan Christine Marcel, 57. Bienal'de daha fazla kadın sanatçı olduğuna dikkat çekiyor.

Bienal'in başlığı, görülecek işlerin sanatın ve sanata olan aşkın çevresinde şekilleneceği hissini veriyor. Ama buradan, bir içe kapanıklık algılanmasın. Dünyanın "şimdiki zamanı"ndan kopuk olmayan bir bienal var karşımızda. Sanatın özünün bir direnme şekli olduğunu bir an bile unutturmayan, yer yer izleyicisine sert darbeler indirmekten kaçınmayan, dünyadaki muhafazakarlaşma eğilimiyle ciddi bir şekilde hesaplaşan işlerin sayısı oldukça fazla. Sanatın, geçmişle yüzleşme cesareti ve geleceğe katkısı çoğu pavyonda kendisini hissettiriyor.

Bu sene Türkiye'yi "Çın" adlı projesiyle Cevdet Erek temsil ediyor. 2014 yılında İKSV'nin girişimi ve 21 destekçinin katkılarıyla yerleşilen ve Arsenale'deki Sale D'Armi'de yer alan Türkiye Pavyonu, bu yılın en çok ilgi çekecek ve konuşulacak mekanlarından. Erek'in çalışması açılışın hemen ertesinde büyük övgüler almaya başladı. New York Times'ın sanat yazarlarından Ason Farago "Çın"ı bienalin en vurucu eserlerinden biri olarak nitelendirdi ve "Benim bu yılın en güçlü ulusal sunumu için oyum Türkiye'ye gitti" dedi.

Diğer ülke pavyonlarıyla sınırları kaldırarak başlamış işe Cevdet Erek. Bir ülkeden diğerine giderken, geçiveriyorsunuz içeri. Transit bir yolcu gibi. Mekana mimari bir müdahaleyi ve ses süslemeleriyle oluşturulan bir deneyim sürecini, güçlü bir temsil sergiliyor. Sanatın sadece gerçeğin bir temsili değil, temsil edilenin ne kadar gerçek olduğunun sorgulanacağı bir alan olduğunu da hatırlatıyor "Çın". İşlenmemiş ahşap malzemeden bir iskele, bir arena, bu arenayı gözleyen tribün ve Venedik köprülerine çıkan rampaları anımsatan rampalar. Tribünün üstlerine çıktığınızda her birinden başka bir ses/ritim düzenlemesini duyacağınız 35 hoparlör. Birbirini tamamlayan ya da parçalayan sesler. Seslerin zihninizde canlandırdığı imgeler. Bütün o sözler, müzik cümleleri, ritimler, cümleler ve çınlamalar, sesler evreninde ulaşacağınız bir hafıza kaydı yaratıyor. Ve tribünün hemen arkasında, asma kilitlerle sağlamlaştırılmış tel örgüye ulaştırıyor sizi. Kamusal alanın sınırına ulaşmış durumdasınız. Geçiş yok. Bitmek bilmeyen bir tutukluluk hali, tam karşınızda.   

57.Venedik Bienali'ndeki çoğu iş gibi "Çın" da, tüm dünyada yükselen muhafazakarlığa ve popülizm güzellemelerine bir direniş olarak kendini gösteriyor. Bunu yaparken sanat üretimini dokunulmaz kutsal bir alan olarak göstermiyor. Meselesi daha çok kültürlere sızan ve eriten bellek yitimiyle, sınırlarla, ötekileştirmeyle, baskılarla.

Bireysel duruşların değerini reddetmeden, çoğul olmanın yollarını arıyor. Bunu yaparken de sırtını çoğunlukla toplumsal hafızaya dayıyor. "Müştereklerimiz" konusunda daha keskin cümleler kurmaktan çekinmeyen bir dil oluşturmak derdinde. Sanatın tetiklediği direnişi, ortak bir kamusal alanda göstermenin ve daha da önemlisi "eylemliliğe" dökmenin derdinde.

57.Bienal, güçlü işlerle ve zihin açıcı sunumlarla dolu. Sanat, artık teknoloji karşısındaki şaşkınlığını, hayranlığını geride bırakmış durumda. Bunun yerini, teknolojinin ortak alan yaratma konusundaki yeteneklerinden faydalanma isteği almış durumda. Gezi boyunca sık sık kullandığımız kelimeler, eserlerin genel ruh haline de gönderme yapar nitelikte: Tedirginlik, mültecilik, sınırlar, zaman, popülizm, yeniden üretim, kamusal alanlar, çevre, gelecek, baskıcı yönetimler, hesaplaşma, tarih... Bu kelimelerin arasında "mizah"ın da olmasını isterdim açıkçası. Ama kabul edelim ki, dünyanın bugünü yüzümüzü pek güldürmüyor. Bu sancılı hallerin, sanat üretimine yansıması da kaçınılmaz elbette.

Kasım'ın sonuna kadar bir fırsat bulursanız, 57.Venedik Bienali'ni mutlaka gezin derim. Damien Hirst'ün "Treasures From the Wreck of the Unbelievable (İnanılmazın Enkazından Hazineler)" başlıklı devasa sergisini ve diğer sergileri de düşünürsek en az dört gün gerekiyor size. Biraz da şehirde zaman geçireyim diyorsanız bu gezinin bir haftaya kadar yolu var.

Gidecek olanlara bienalden birkaç ülke önerisiyle tamamlayayım yazıyı...

  1. Türkiye
  2. Almanya
  3. Rusya
  4. Yeni Zelanda
  5. Brezilya
  6. Yunanistan
  7. İtalya
  8. Peru
  9. Güney Afrika
  10. Gürcistan


Sayfanın Başına Dön