TAŞI TOPRAĞI KITSCH İSTANBUL

MİMARİ   10.08.2019

AURA İstanbul 2019 Bahar Dönemi Sertifika Programı katılımcısı olan Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Sebahat Karcı, mimar ve akademisyen Emre Demirtaş ve İrem Uslu danışmanlığında yürüttüğü 'Araştırma Tabanlı Tasarım Projesi' kapsamında kitsch kavramı üzerinden kent kimliği analizi yaptı. İstanbul'a dair bir 'Kitsch Pop-Up Kitap' üretti.

Sebahat Karcı, yaptığı çalışmayı şu sözler ile anlatıyor:

"Asya ve Avrupa'nın Doğu ile Batı'nın birleştiği medeniyetlere başkent olmuş, tarihi de kendisi kadar görkemli İstanbul'umuz..."
Yedi tepesi, boğazı, doğal liman olan Haliç'i
Küresel bir mozaik,
"Dünya tek devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu" demiş Napolyon.

Dünyanın başkenti İstanbul, 16 milyonun yaşadığı, bütün din ve kültürlere ev sahipliği yapan kozmopolit  bir kent.
Boğazda kahvaltı, vapurda simit-çay, martılara simit atmak...
Eminönü'nde balık ekmek yerken Galata Kulesini seyretmek; O'nu hissetmenin sadece birkaç şekli.

İstanbul'un güzelliği tartışılmaz, ancak kaotik ve çarpık bir kent. Ne onunla ne de onsuz oluyor. Aslında sadece bayramlarda ve tatillerde güzel. İstanbul dışında yaşayacaksın, İstanbul'a tatile geleceksin. Yoksa çekilmez.

Var mı dünyada eşi benzeri? Kıymetini bilemiyoruz işte.
Bizim milletten adam olmaz...

İstanbul kitsch bir metin olsaydı muhtemelen yukarıdaki söylemleri içeren bir metin olurdu.

Nesilden nesile aktarılan İstanbul'un klişeleri, Kundera (1984)'nın da dediği gibi belleklerimize kazınıyor. Her geçen gün basmakalıp söylemler üretip aktarmaya devam ediyoruz:

"Kitsch alışılmamış bir durumdan yola çıkmaz, kişilerin belleklerine kazıdığı temel imgelerden türemek zorundadır".

Klişe dediğimiz basmakalıp cümleleri söylemde kitsch'in karşılığı olarak kabul etmek yanlış olmaz. Dolayısıyla  İstanbul'un sokakları, dili, tarihi, mimarisi, kısacası kendisi hali hazırda zengin bir kitsch kaynağıdır. Kültürel bellekle nesilden nesile aktarılan bu ezber cümlelerin doğallığını ve ifadesini sorgulamak durumun kitsch'liğini bize anlatabilir. 

Kitsch kavramı sosyo-kültürel bir bağlamda ele alındığında, kent kimliğinin önemli bir parçasıdır. Kitsch'e ne pejoratif bir bakış açısıyla yaklaşmalı ne de onu meşrulaştırmalıdır. Kitsch var olan bir durumun sahte temsilidir.  Bir kenti bu durum üzerinden gözlemlemek onu anlamanın başka bir yolu olabilir.

Modernizmin olumsuz bir kavram olarak tanımladığı kitsch'i genel geçer bir tanımlamayla sınırlamak neredeyse imkansız. Bugün daha derinlemesine tüm ilişkileriyle incelenen kültürel bir olgudur. Bu bağlamda ele alındığında, çok boyutlu sosyolojik bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu açıdan bakıldığında büyük ölçüde kimlikle alakalıdır. Her topluma nüfuz eder. Sadece var olma biçimi şekil değiştirir. Kitsch olma durumu bağlamla ilişkilidir. Bağlamından kopan şeyler durumu kitsch'leştirir. Örneğin; Karadeniz'de horon tepmek değil de, Kadıköy Meydan'da horon tepmek kitsch'dir.

Kitsch terimi her ne kadar sanat yapıtları için kullanılmaya başlansa da, mimarlık, peyzaj, dekorasyon gibi görsel olan ve estetik bir yargının olabileceği her şey için kullanılabilir. Kitsch ile ilgili tanımlamalar her zaman akla bir tür özensizlik, bitmemişlik, yarım yamalaklık getirmektedir ve kökeni ne olursa olsun küçültücü bir ifade şekli olarak kullanılmaktadır (Calinescu, 1987).

Kundera (1983[1986])'nın ifade ettiği gibi; "Hiç birimiz kitsch'ten tamamen sakınacak kadar insan üstü değiliz. Ne kadar aşağılık bulursak bulalım, kitsch insanlık durumunun vazgeçilmez bir parçasıdır". Dolayısıyla kitsch olma durumu varoluşla yakından ilişki kurar. Varoluşumuzun kitsch parçalarını fark etmek ve kabul etmek belki de onun sahteliğinden uzaklaşıp, samimiyete atılan bir adım olabilir.

 

 



Sayfanın Başına Dön