TİYATRO SAHNESİNDE MİMARİ DENEYİM

KONUKLAR   29.04.2019

"Comte de Lautréamont'un 'Maldoror'un Şarkıları' adlı kült eserinden esinlenerek sahneye taşınan MALDOROR; vahşeti incelikle, acıyı zevkle, çirkinliği güzellikle çarpıştıran keskin metaforları, bilincin derinliklerine inerek imgelem gücünü ve dilin devinim sınırlarını zorlayan şiirselliği ile seyirciyi yaratan, insan, hayvan üçgeninde çarpanlarına ayrılan bir "benlik" ve sökülen bir "bellek" ile yüzleşmeye çağırıyor"

Oyunun metin, oyuncu ve izleyici için özel bir deneyim yaratan sahnesi ise KHORA'nın kurucularından mimar Aslıhan Demirtaş tarafından tasarlandı. Aslıhan ile tasarımın detayları ve yarattığı etki üzerine konuştuk...

 

- Öncelikle Maldoror oyununun sahne tasarımına dair teknik ve tasarım detaylarından başlayalım. Sahne tasarımının detaylarını anlatır mısın? 

Maldoror'un performans mekanı 3 km uzunlukta siyah lastik ip, 450 ayrı lastik ip segment, 900 düğüm, toplam 900 çentiği olan 2 ahşap çıta ve 4 adet cam vantuz ile kuruluyor. Yan yana, paralel, eşit ve sık aralıklarla dizilmiş lastik segmentler sahne mekanının arka duvarının tavanla birleştiği yerden seyircinin ayaklarının dibine uzanan ve tüm mekanını kaplayan eğik, geçirgen ve elastik bir mekan oluşturuyor. 

Bir prensibe dayalı basit bir hareketle, bir lastik ipin tavandan yere doğru eğik açıyla gerildiği ve defalarca tekrarlandığı, karmaşık ve çoğul olasılıklara zemin açan bir mekan kurduk. Performansçı bu eğik mekanın içerisinde yok olabiliyor, mekanı yarabiliyor, aşağı yukarı ve yatayda esnetebiliyor, nefesini gel git hareketleriyle mekansallaştırabiliyor, geçirgenliğini bir filtre gibi kullanabiliyor ve tek bir ipi eline alıp objeleştirebiliyor. Her hareket ve dolayısıyla söz, mekanı dönüştürüyor, mekana dönüşüyor. Düzlemin, içinde hareket etmeyi denemedikçe çok anlaşılmayan gerginliği performansı yönlendiriyor. Kısaca performansçının bedeni ve içinde varolduğu fiziksel çevresi bir ayrılmaz ve bağımlı bir bütün olarak çalışıyor. Bu bütünlük elbette ki içinde karşıtlığı da uyumu da barındırıyor. 

Maldoror'un sahnelendiği Culter da, sahne ve seyirci altında bulunan Hacı Mimi Külhanı'nın kalıntılarının üzerine kurulmuş bir cam platformun üzerinde yer alıyor. İş böyle olunca, 450 lastiğin bir arada yarattığı muazzam gerilimi 4 adet cam vantuzu ile sabitledik. 


- Sahne tasarımının metinle ve uyarlamasıyla nasıl bir ilişki kuruyor? 

Fulya Peker ile ikimizin de New York'ta yaşadığımız dönemden başlayan bir arkadaşlığımız var. Tanıştığımız günden beri onunla performansın mekanı, mekanın performansı dönüştürdüğü, hareketlerin ve sahnenin birbirini içerdiği bir oyunu beraber hayata geçirmeyi hayal ettik. Fulya yıllarca deneysel tiyatro ve müzik alanında Richard Foreman, John Zorn, ve Robert Ashley gibi önde gelen isimlerin eserlerinde sahne almış bir performansçı. Projelerinde bedenin fiziksel ve vokal ifade biçimleri arasında yıllar içinde birikmiş olan bağdaşmazlıklardan esinlenerek geliştirmiş olduğu bir performans tekniği kullanır. Sözcüklerin ilkel duyumsal çağrışımlarını tetiklemek;  bunlara yeniden özgürce tepkime göstermesi için bedeni uyarmak; biçimler ve sesler arasındaki etkileşimler, uyuşumlar ve kopukluklar konusunda farkındalık yaratmaya çalışır. Maldoror metnini Lautreamont'tan uyarlarken de yine bu doğrultuda çalıştı. Sahne tasarımımızla birlikte bahsi geçen etkileşimlere, çağrışımlara, uyuşum ve kopukluklara mekansal bir katman daha ekledik. Söz, ses, beden, akıl ve hareketin ile tüm ilişkilerinin mekanın devinim ve dönüşümleriyle yankılanmasını, titreşmesini ve mekansallaşmasını sağladık. Beden, mekan ile fiziksel ilişkisini ancak mekana tam olarak dalıp içinde kaybolduğu anda koparabiliyor, o anların dışında hep tensel bir ilişki yaşıyor, akıl ve bedenin ilişkisine benzer bir şekilde. Bu doğrultuda Maldoror'da birbirbirine karşıtlık ve bağımlılık var yorumuyla yola çıktık. Şunu eklemek önemli; tasarım bir düzlem, bir mekanı ortaya koydu ve sonrasında Fulya Peker'in prova yapmaya başlamasıyla daha birçok şeye dönüştü. Tek bir ip bıçağa mesela. Objeleşebilmesinin yanısıra iplerden oluşan doku, hareketin hafızasını sürekli kılıyor. Bir yerdeki dokunuş, bir tutup bırakma, oldukları yerde titreşimler olarak devam ediyor ve hareketin izi uzun bir süre yerinde kırpışıyor.  


- Tasarım ve prodüksiyon sürecini biraz detaylandırır mısın?

Fulya ile uyarladığı Maldoror metni etrafında bir araya geldik ve her adımında beraber çalıştık. Oyunda neler yapmak istediğini ve mekandan neler beklediğini yorumladık. Kolay akan bir süreçle ortak bir dil oluşturduk. Prodüksiyon için bütçenin çok kısıtlı olması, tasarımın güçlü olmasına yol açtı. Maldoror'u, yapacağımız bir seri performansın ilki ve alfabe kuran başlangıç olarak düşündük. Dönüşebilen, dönüştüren esnek ve geçirgen bu mekan düzeneğimiz, varyasyonlarıyla çeşitlenecek ve katmanlanacak.


- Kent ve kentsel tasarım ölçeğinde projeler gerçekleştiren biri olarak senin için sınırları çok daha belirgin bir alan olan sahne tasarımı ölçeğinde çalışmanın farklı, heyecan verici veya zorlayıcı yönleri neydi? 

Bir performans için mekan tasarlamak son derece keyifli. Pratiğimde disiplinler ve ölçekler ötesi bir alan tanımladım yıllardır, ki bu durumu KHORA'da disiplinsizlik olarak olumlu yönde yorumluyoruz son yıllarda. Sergi, bina, bahçe, enstalasyon, kilim, kitap ve daha birçok ölçekte ve mecrada düşünerek, üreterek varoluyoruz. Sahne tasarımının en güzel yönü, mekanı performansçının yorumlamasına ve dönüştürmesine tanık olmak, birçok olasılığı öngörmenize rağmen içinden sayısız alternatifler çıkarabildiğine şaşırabilmek. Fulya Peker'in mekan algısı, hareketlerine ve bedenine hakimiyeti ve bu hakimiyette ortaya koyduğu nuanslar, elbette ki tüm yaratıcı ekibe yol gösterici oldu. Oyunda ses tasarımına Tolga Tüzün ile zemin açması ve ışıkta Alev Topal'ın aydınlatmasının eklediği katmanlar dahil. 

- Maldoror'un sahne tasarımının oyuncu ve izleyici deneyimi üzerinde nasıl bir etkisi var?

Her deneyim öznel ve birbirinden farklı. Şu ana dek aldığımız yorumlar üzerinden gidecek olursak, izleyici kendini mekanın içine çekilmiş hissediyor. Mekanın eğikliği alışılagelmiş ufuk çizgisini ortadan kaldırdığı için ve mekanın performansçı tarafından bükülüp, katlanıp, şekillendirilebilmesi dolayısıyla oyunun kendine özgü bir gerçekliği ve dahası coğrafyası oluşuyor. Bedenin ifadeleri, eğik düzlemin dışında net, içinde ise örtülü olarak algılandığından tahmin edilenden daha zengin bir mekan algısı ve derinliği hissediliyor. Tecrübe bir yere kadar aktarılabiliyor, asıl olan sahnedeki o 45 dakika için deneyimlenmesi. Bekleriz.

*Maldoror'u 4 Mayıs Cumartesi günü saat 20:30'da Culter'da izleyebilirsiniz.

MALDOROR
-herkes ve kimse için-

Uyarlayan, Yöneten, Oynayan | Fulya Peker (Katharsis Performance Project)

Sahne Tasarım | Aslıhan Demirtaş

Işık Tasarım | Alev Topal

Ses Tasarım | Tolga Tüzün

Grafik Tasarım | Ali Cindoruk (KHORA Office)

Proje Asistanı | Derin Mavi Üstün

KHORA Office adına prodüksiyon asistanı | Gözde Çelebi

 



Sayfanın Başına Dön