WASSILY CHAIR #BAUHAUS100

KONUKLAR   26.03.2019

Bauhaus'a öğrenci (çırak) olarak giren, eğitimini tamamladıktan sonra da ahşap atölyesinin başına geçen Marcel Breuer, 1925 yılında şehri daha rahat dolaşabilmek ve tanımak için, daha sonraları ikonikleşecek bir Adler bisiklet aldı. Her ne kadar ahşap atölyesinin başına getirilmiş olsa da, her Bauhaus öğrencisi ve eğitmeni gibi onun da kafasında yenilikçi fikirler vardı ve bisikletiyle dolaşırken bile bir yandan şehri gözlemliyor, bir yandan da yeni formlar, malzemeler ve teknikler üzerine düşünüyordu.

 

Gelmiş geçmiş en ikonik mobilyalardan biri olan Wassily Chair (B3 Club Chair) da, Breuer'in aklına bu bisiklet gezintileri esnasında geldi. Gözü bir anda bisikletinin boru profilden bükülmüş gidonuna takılan Breuer, bisikletinin son derece hafif, sağlam ve ergonomik olmasını sağlayan bu malzeme ve tekniğin mobilya üretiminde de kullanılabileceğini düşündü. Bauhaus'un zaman ve mekan göz etmeksizin, bütün dünyaya öğrettiği ve öğreteceği şeylerden biri de buydu: İyi gözlem yapmak ve çıkarımları iyi aktarmak.

 

Breuer'in öncelikle bu malzemeyi temin etmesi gerekiyordu çünkü rahatlıkla bulabileceği demir profilleri bu şekilde bükemezdi. İlk olarak Adler'e bir mektup yazdı ve bisikletlerinde kullandıkları boru profillerle bir sandalye yapmak istediğini söyledi. Adler bu fikre hiç sıcak bakmadı ve Breuer'le birlikte çalışmayı da, malzeme temin etmeyi de reddetti. 

 

Savaştan çıkmış, büyük yıkıma uğramış bir toplumda, o yıllarda herkesin yaptığı, çabuk vazgeçmek ve mücadele etmemekti. Ama Bauhaus'ta yetişmiş genç Breuer tabii ki vazgeçmeyecekti. Bauhaus öğretilerinden biri de tam olarak buydu: Mücadele etmek, sorgulamak, vazgeçmemek.

 

Breuer, sandalyesini üretmek için kullanabileceği uygun malzemeyi sonuç olarak bir başka Alman markası olan, çelik üreticisi Mannesmann'da buldu. Ama iş malzemeyi temin etmekle bitmiyordu, hatta her şey şimdi yeni başlıyordu. Breuer, daha önce hiç çelikle çalışmamıştı ve çeliği düzgün bir şekilde nasıl bükebileceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Son derece yeni bir malzeme olan boru profilin uçak üretiminde kullanıldığını öğrendi ve Dessau'da, uçaklar için metal profilli koltuklar üreten Junckers Uçak Fabrikası'na giderek, bir süre buradaki metal işçileri ile çalıştı. Breuer kağıda çizdiği tasarımını kesinlikle üretecekti. Sanat ve zanaati makine üretiminin de desteğiyle bütüncül şekilde ele alan ve her tasarımcının atölyelerde birer zanaatkar gibi yetişmesi gerektiğine inanan Bauhaus, Breuer'i korkmadan bir uçak fabrikasındaki metal atölyesinde çalışmaya kadar götürmüştü. Bauhaus'un biz tasarımcılara öğrettiği en önemli şeylerden biri de, eğitim sistemlerini de şekillendiren atölyecilik ve üretim odaklı tasarım anlayışı idi.

 

Marcel Breuer'in üretmeyi kafasına koyduğu sandalyesindeki tek yenilikçi fikir, tabii ki kullanacağı boru profil değildi. Her Bauhauslu gibi o da, işlevselciliği, toplumun ihtiyaçlarını sorgulamayı ve dikkate almayı çok önemsiyordu. Yıllar sonra ünlü Fin mimar ve tasarımcı Alvar Aalto'nun bile, Breuer'in tasarımları ile kendisine cesaret verdiğini, öncülük ettiğini açıklamasının nedeni de buydu. Breuer, bir yandan boru profil ile çalışmayı öğrenirken bir yandan da antropometri ve ergonomi üzerine kafa yoruyor, üreteceği sandalyede insanların mevcut sandalyelerden çok daha rahat bir şekilde oturmasını istiyordu. Font (oturulan kısım) ve sırt arasındaki açı, oturulduğunda kullanıcıyı rahat ettirecek esneme, döşemede kullandığı malzeme, hep bu sorgulamaların ve araştırmaların sonucuydu. 

 

Bauhaus'un bireyciliği ve özgürlüğü öne çıkaran, bununla birlikte disiplinler arası çalışmayı her zaman destekleyen yapısı, Breuer'e de sandalyesini yaparken öncülük etti. Bir yandan özgür bir şekilde yenilikçi form ve malzemelerle hiçbir baskı görmeden çalışırken bir yandan da ressam, heykeltıraş, dokumacı, mimar gibi farklı disiplinlerden gelen arkadaşlarından büyük destek gördü. Sandalyesinin yıllar sonra konulan adı da (ilk adı B3 Club Chair), bu süreçte kendisine çok yardım eden ve ilk prototiplerinden birini hediye ettiği, Bauhaus'lu arkadaşı Wassily Kandinsky'den geliyordu…

 

Wassily Chair, bugün gelmiş geçmiş en ikonik mobilyalardan biri olarak gösteriliyor. Tasarımın standartlaştırılarak (seri üretime yatkın hale getirilmesi) makine üretimi desteği ile daha kaliteli ve ekonomik hale getirilmesi, fonksiyonelliği, ergonomisi ve malzeme kullanımı ile insan odaklı olması gibi bütün Bauhaus öğretilerini sağlayan ve bizlere aktaran bu sandalye, aslında tam da bu yüzden sadece Breuer'in değil, 100 sene sonra bile bize ilham kaynağı olan Bauhaus'un eseri. Ve tek başına, bize tüm Bauhaus'u anlatabiliyor.

 



Sayfanın Başına Dön