Biz İnsan mıyız? Yoksa Kendi Ördüğü Ağın İçinde Yaşayan Örümcek mi?

VHABER   08.02.2016

Sokakta yürürken, trafikte giderken, televizyonda haberleri izlerken, gazete okurken, sosyal medyayı takip ederken ‘Biz insan mıyız?’, ‘insanlık bu mu?’ diye kendi kendimize sormadığımız gün yok gibi. 

Biliyoruz ki, savaşlar, adaletsizlik, eşitsizlik, iklim değişikliği, fakirlik, göçler, katliamlar gibi dünyanın üzerinde bugün olan biten her şey insanlığın eseri. 

12 bin yıl öncesinden başlayarak adım adım aletler, yapılar ve teknolojik keşif ve icatlarıyla tasarladığı, yarattığı dünya bugün sanki insanı esir almış gibi görünüyor.

Belki de şimdi ihtiyacımız olan, bizi insan yapan tasarım serüveni, nerede yanlış yapıldığını yeniden masaya yatırarak sorgulama.

Bir şeyi zihinde biçimlendirme, kurma tasarruf etme olan tasarım bugün artık insanın tasarladığı bilgisayarlarla, bilişim teknolojileriyle teslim. İnsan taslak yapan, bilgisayarlar tasarlayan konumunda. 

Tasarımı yarattığımız tasarımlara bıraktık gibi görünüyor. Kısacası durum her geçen gün daha karmaşık bir hale geliyor. Yakında ‘İpler kimin elinde’ diye sormaya başlarsak şaşırmayalım...

TASARIMIN BAŞTAN TASARLANMASI GEREK

İşte tüm bu sorunlar, konular bugüne dek beni hiç bir bienalin olmadığı kadar üzerinde düşündüren İKSV Üçüncü İstanbul Tasarım Bienali’nde tartışmaya açılıyor. 

Küratörlüğünü mimarlık tarihçisi, teorisyen Princeton Üniversitesi Medya ve Modernite Programı Kurucu Direktörü profesör Beatriz Colomina ile mimari teorisyen, eleştirmen, tarihçi Columbia Üniversitesi Mimari, Planlama ve Koruma Yüksekokulu öğretim üyesi Profesör Mark Wigley’in üstlendiği İstanbul Tasarım Bienali’nde “insan” ve “tasarım” kavramları arasındaki yakın ilişki  mercek altına alınıyor. 

Bienalin başlığı bile başlı başına düşündürücü. “BİZ İNSAN MIYIZ? : Türümüzün Tasarımı : 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl”. 

Beatriz Colomina ve Mark Wigley, “Her şeyin tasarlandığı bir devirde yaşıyoruz. Büyük bir özenle şekillendirdiğimiz kişisel görünümümüz ve dijital kimliğimiz, bizi çevreleyen kişisel cihazlar, yeni maddeler, ara yüzler, ağlar, sistemler, altyapılar, veriler, kimyasallar, organizmalar ve genetik kodların hepsi tasarlanıyor” diyor ve devam ediyorlar:

“Tam anlamıyla tasarımın içinde yaşıyoruz, kendi vücudundan çıkan salgılarla ördüğü ağın içinde yaşayan bir örümcek gibi. Ama örümcekten farklı olarak biz, birbiriyle örtüşen ve etkileşen sayısız ağ örmüşüz. Hatta gezegenimiz bile jeolojik bir katman hâline gelmiş tasarımla tamamen örtülmüş vaziyette. Tasarım dünyasının artık bir dışı yok. Tasarım, dünya hâline geldi”. 

Beatriz Colomina ve Mark Wigley, bienali bir arkeolojik çalışma gibi kurgulamışlar. Bazı tasarımcıları öne çıkarmak ya da olağanüstü bir geleceği hayal etmek yerine, gerçek hayatın bilimkurguyu geride bıraktığı günümüz dünyasında tasarımın yeri üzerine çok mecralı bir belgesel çalışması yapmayı hedeflemişler. 

Küratör ikilinin söylediği gibi, normal koşullarda bir bienal geçmiş iki seneye odaklanır. Bu bienal ise iki saniye öncesinden 200.000 yıl evvele kadarki zaman dilimine odaklanıyor. 

İlk ayak izlerinden en yeni dijital ve karbon ayak izlerine uzanan,  insanı yeniden tasarlamak iddiasında olan tasarımın baştan tasarlanması gerektiğine vurgu yapan, dünyanın dört bir yanında çalışmaların başladığı 22 Ekim-4 Aralık 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilecek İstanbul Bienali’ni merakla bekliyorum... 

Konuk Yazar: Müge Akgün 



Sayfanın Başına Dön